Son bir haftada, ülkenin dört bir yanından tarım örgütleri ses verdi. Birlikler, kooperatifler, odalar, borsalar, üretici dernekleri… Her biri kendi alanından konuştu ama aslında aynı cümleyi kurdular: Tarım, giderek daha fazla yük taşıyor. Bu yük, artık sadece üreticinin değil, tüm paydaşların ve soframızın da yükü.
İlk uyarı hayvancılıktan geldi. Şap hastalığıyla boğuşan üreticiler, yalnızca bugünü değil, yarını da kaybetme endişesinde. “Şap, döl verimini de etkiledi. Hayvanlar kesiliyor. Arkadan gelen materyal yok.” diyorlar. Hastalık sadece bir sağlık sorunu değil; zincirin bütün halkalarını sarsan bir üretim riski. Et fiyatlarının yıl başından itibaren artabileceği söyleniyor. Çünkü hayvan kesiliyor ama yerine yenisi konamıyor.
Süt üreticileri de başka bir baskının altında. “Firmalar düşük fiyattan almak istiyor. İtiraz eden üreticiye ‘O zaman sütünü biz alamayız’ diyorlar.” ifadesi aslında bir çaresizliği anlatıyor. Üretici, emeğinin karşılığını alamadığı halde üretimi sürdürmek zorunda kalıyor. Çünkü üretmekten başka geçim yolu yok. Ama bu döngü sürdükçe, üretim değil, borç büyüyor.
Pamuk üreticilerinden gelen açıklamalar da aynı tabloyu çiziyor. “İyi verim alan üretici bile borcunu ödeyemiyor. Bu tablo sürdürülebilir değil.” deniliyor. Türkiye genelinde pamuk üreticisinin mutlaka yeni bir destekleme modeliyle korunması gerektiği çağrısı yapılıyor. Çünkü borçla ayakta kalmaya çalışan bir üretim modeli, uzun vadede üretim gücünü yitiriyor.
Fındık üreticileri ise piyasadaki dengesizlikten yakınıyor. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıkladığı alım fiyatının, “düşük fiyattan alım yapmak isteyen tekelci yapılara koz verdiği” belirtiliyor. Bu durumun piyasayı aşağı çektiği ve üreticiyi mağdur ettiği ifade ediliyor. Yani devletin piyasayı düzenleme rolü, üreticinin elindeki fiyat gücünü koruyamadığında, kazanan yine yabancı sermaye ve aracılar oluyor.
Tüm bu tabloya bir de tüketici açısından bakalım. Üreticiyle market arasındaki fiyat farkı artık “kabul edilemez düzeyde” olarak tanımlanıyor. Üreticinin elinden çıkan ürün ile tüketicinin ödediği bedel arasındaki uçurum büyüyor. Bu fark yalnızca ekonominin değil, sistemin bir göstergesi.
Gıda enflasyonuna ilişkin veriler de bunu destekliyor. Türkiye, dünya genelinde gıda enflasyonunda yedinci sırada. Bizden daha yüksek gıda enflasyonu yaşayan ülkeler arasında Güney Sudan, İran, Bolivya, Nikaragua, Haiti ve Filistin var. Bizimle aynı düzeyde olan ülkeler ise Malavi, Burundi ve Zimbabve. Yani üretim gücü, potansiyeli ve tarım coğrafyası açısından çok daha elverişli olan ülkemiz, bugün kriz ülkeleriyle aynı sıralamada yer alıyor.
Zeytinyağı sektörü de benzer bir kaygıyı dile getiriyor. “Türkiye, dünya pazarlarındaki gelişmeleri doğru okuyamıyor. Fon ve yasak kararları Türkiye’yi spotçu konumuna düşürdü.” deniliyor. Bu durumun yüz milyonlarca dolarlık ihracat kaybına ve prestij erozyonuna neden olduğu belirtiliyor. Bir yandan üretim maliyetleri artarken, diğer yandan dünya piyasalarında itibar kaybı yaşanıyor.
Tarımsal girdi fiyatlarının artışı durdurulamazken, kredi üst limitlerinin sabit kalması da bir başka uyarı konusu. “Bu, çiftçiyi yalnız bırakmak anlamına gelir.” diyen birlik temsilcileri, finansman desteğinin en az maliyet artış oranında güncellenmesi gerektiğini belirtiyor. Çünkü üretim yalnızca toprakla değil, krediyle de ayakta duruyor. Ve bu denge bozulduğunda, üretim zinciri de kırılıyor.
Son beş yılda yurt içi maliyetlerin döviz fiyatlarından en az iki kat fazla artması, ihracat rekabetini zayıflatmış durumda. “Yurt dışı pazarlarda tutunamıyoruz.” diyor sektör temsilcileri. Çünkü maliyet artışı sadece iç piyasayı değil, ülkenin dış ticaret dengesini de etkiliyor.
Bir haftalık bu açıklamaların her biri kendi başına bir yazı konusu. Ama hepsi bir araya geldiğinde bir ülke tablosu oluşturuyor. Tarımda sorun artık yalnızca bir sektör sorunu değil.
Bu tablo, tarladan sofraya kadar uzanan zincirin her halkasında yankı buluyor.
Hayvancılıktan pamuğa, süt üretiminden zeytine kadar her alanda aynı cümle duyuluyor:
“Üretim zorlaştı.”
Bu sesler, sadece üreticilerin değil, ülkenin geleceğinin sesi.

