24 Ekim tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı, tarım dünyasında ciddi bir endişe yaratmıştı. Karara göre, Hazine destekli (sübvansiyonlu – indirimli) tarımsal kredilerde sübvansiyon oranları ortalama yüzde 50 düşürülüyor, kredi üst limitleri ise sabit kalıyordu. Bu, zaten zor şartlarda üretim yapan çiftçi için yeni bir yük anlamına geliyordu.
Neyse ki, 30 Ekim tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan yeni kararla bu düzenleme yürürlükten kaldırıldı. Herkes bir nebze rahatladı.
Eskiye dönmek bile, en azından şimdilik, üretim zincirinin bütün paydaşlarına nefes aldırdı.
Ama şu gerçeği artık açıkça konuşmamız gerekiyor: Türkiye’de tarımın en köklü sorunu, üreticinin giderek daha fazla krediye mahkûm hale gelmesidir.
Tarımsal işletmelerin büyük bölümü küçük ölçekli. Ortalama işletme büyüklüğü 60 dekarın altında. Bu büyüklükteki bir araziyle modern ekipman almak, yeni teknolojilere yatırım yapmak, üretim maliyetlerini dengelemek çok zor.
Küçük ve orta ölçekli çiftçiler, üretim için gereken girdileri finanse edecek sermayeye sahip değil. Gübre, mazot, tohum, yem, ilaç… Hepsi her yıl artıyor. Gelir ise aynı oranda artmıyor. Bu tablo, çiftçiyi bankaların ve kooperatiflerin sunduğu kredilere bağımlı hale getiriyor.
Son yıllarda tarımsal kredi hacmi hızla artarken, çiftçinin özkaynak oranı geriledi. Üretici gelirinin önemli bir kısmı faiz ödemelerine gidiyor. Bu da sektörün sermaye birikimi kapasitesini zayıflatıyor.
Üstelik tarımda kullanılan girdilerin çoğu ithal. Döviz kurundaki artış, gübre, mazot ve yem fiyatlarına doğrudan yansıyor. Maliyet artıyor, kârlılık azalıyor. Çiftçi verimi artırmak için yatırım yapmak istiyor ama sermaye yetersizliği izin vermiyor.
Böylece üretim modeli “krediyle üretim, borçla devam” döngüsüne sıkışıyor.
Kredi sistemi üretimi ayakta tutuyor belki ama sürdürülebilirliği tehdit ediyor. Finansmana erişemeyen üretici tarımdan çekiliyor, kalanlar ise yüksek borç yüküyle üretim yapıyor. Bu durum kırsalda gelir dağılımını bozuyor, üretim tabanını daraltıyor. Tarımın finansmanı yavaş yavaş bankacılık sisteminin koşullarına bağımlı hale geliyor.
Kredi, kısa vadede bir can simidi gibi görünüyor ama uzun vadede çiftçinin özgürlüğünü elinden alıyor. Artık toprağın değil, borcun sahibi oluyor üretici. Hasat zamanı borçlarını kapatmak için ürününü erken satıyor, düşük fiyata razı oluyor. Geliri düşüyor, sermaye birikimi yapamıyor. Ve her yıl yeniden borçlanıyor. Aynı döngü, bir kez daha başa sarıyor.
Bu tablo, sadece finansman yetersizliğinin değil, mevcut destek sistemlerinin de üreticiye kalıcı güç kazandıramamasının sonucudur. Faiz indirimleri, sübvansiyonlar elbette önemli; ama bunlar pansuman etkisi yaratıyor. Asıl ihtiyaç, çiftçinin kendi sermayesini oluşturabileceği, gelirini koruyabileceği ve ortak üretim modellerine katılabileceği kalıcı bir yapı.
Kooperatifleşme bu noktada çok değerli bir fırsat. Üretici birlikleri girdileri birlikte temin ederse maliyet düşer, ürünleri birlikte pazarlarsa gelir artar. Ancak Türkiye’de kooperatiflerin etkinliği hâlâ sınırlı. Güven eksikliği, yönetim sorunları, finansman yetersizliği… Hepsi bu yapının önünü kesiyor.
Sermaye yetersizliği yalnızca üreticiyi değil, tüm tarımın verimliliğini etkiliyor. Yatırım yapılamayan alanlarda teknoloji yenilenemiyor, sulama sistemleri modernleşemiyor, ürün desenleri değişmiyor. Bu da maliyetleri yükseltiyor, rekabet gücünü zayıflatıyor. Oysa sürdürülebilir tarım, ancak güçlü bir sermaye yapısıyla mümkündür.
Tarımda sermaye yapısının güçlenmesi, yalnızca çiftçinin gelirini artırmak için değil, ülkenin gıda güvenliği için de stratejik bir konudur. Bunun yolu, üretici gelirinin korunmasından, fiyat istikrarının sağlanmasından ve girdi piyasalarında rekabetin güçlendirilmesinden geçiyor. Ayrıca, çiftçinin özkaynak birikimini destekleyecek uzun vadeli fon modelleri kurulması da elzem.
Çiftçi üretimden kazandığıyla yatırım yapamadığı sürece, her yeni kredi yeni bir bağımlılık halkası olacak. Krediyle yaşayan bir tarım sektörü, geleceğini ipotek eder. Oysa üreticinin kendi birikimiyle, borçsuz biçimde ayakta kalabileceği bir sistem kurulmadıkça tarımın temeli sağlamlaşmaz.
Unutmayalım; çiftçinin emeğini büyütecek olan şey, borç değil, kendi gücüdür.

