Her 1000 Çiftçiden 344’ü Çiftçiliği Terk Etmek İstiyor.
ÇİFTÇİLERİN GÖZÜYLE TARIMIN ACI GERÇEĞİ: BİZİ KİM DOYURACAK?
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki olan Muğla Planlama Ajansı tarafından hazırlanan “Çiftçilerin Gözünden Tarımsal Sürdürülebilirlik: Çiftçilikte Ekonomik, Sosyal ve Çevresel Faktörler – Mart 2025 Muğla, Aydın ve Denizli Örneği” başlıklı araştırma raporu kamuoyuna açıklandı.
Raporda temel amaç; TR32 bölgesinde (Aydın, Denizli ve Muğla) tarımsal üretimle uğraşan çiftçilerin mevcut ekonomik, sosyal ve çevresel koşullarını analiz etmek, sürdürülebilirliği tehdit eden temel faktörleri ortaya koymak ve çiftçilerin yaşadığı yapısal sorunlara dair güncel bir değerlendirme sunmak olarak belirtiliyor.
Araştırma, Eylül 2024’te Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı 1500 çiftçiyle Bilgisayar Destekli Telefon ile Anket (CATI) yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiş. Katılımcıların %72,2’si erkek, %27,8’i kadın çiftçilerden oluşuyor.
Ben raporu okurken birçok nokta dikkatimi çekti. Ancak öyle veriler var ki, bunları özellikle sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü insanın aklına ilk gelen, Aydın, Denizli ve Muğla gibi tarımsal üretimin yoğun olduğu, katma değerli ürünlerin yetiştiği illerde çiftçilerin sorunlarının diğer bölgelerden daha az olacağıdır. Fakat raporun satır aralarına girdikçe görüyoruz ki, gerçek hiç de öyle değil.
ÇİFTÇİLERİN TARIMA BAKIŞI: UMUTSUZLUK HÂKİM
Çiftçilere yöneltilen ilk sorulardan biri “Çiftçiliği bir kelime ile anlatsanız ne derdiniz?” olmuş. Verilen yanıtlarda her 1000 çiftçiden 821’i çiftçiliği olumsuz ifade ederken sadece 179’u olumlu görüş bildirmiş. Bu gerçekten ürkütücü bir tablo. Kimse yaptığı işten memnun değil, hatta keyif bile almıyor.
Başka bir soruda “Siz veya aileniz kaç yıldır çiftçilik yapıyor?” denilmiş. Katılımcıların %64,2’si 23 yıldan fazla süredir çiftçilik yaptığını belirtmiş. Bu sonuç şaşırtıcı değil, çünkü tarımla uğraşan kesim giderek yaşlanıyor. Ancak dikkat çeken bir başka nokta var: 1 ila 7 yıl arası çiftçilik yapanların oranı sadece %10,1. İşte üzerinde esas durmamız gereken yer burası. Eğer gençler ve kadınlar tarımsal üretime dahil edilmezse, gelecekte ne gıda güvenliğini sağlayabiliriz ne de üretimi sürdürebiliriz. Bu nedenle tarımı cazip hale getirecek politikaların ve enstrümanların acilen devreye alınması gerekiyor.
ÇİFTÇİNİN EN BÜYÜK DERDİ: MAZOT, GÜBRE VE SU
Araştırmanın en çarpıcı sorularından biri “Çiftçilik yaparken karşılaştığınız en önemli üç sorun nedir?” olmuş. İşte burada verilen cevaplar hem iktidarın hem de muhalefetin üzerinde defalarca düşünmesi gereken veriler sunuyor.
Çiftçilerin ilk iki şikâyeti mazot ve gübre fiyatları. Yani çiftçinin en büyük derdi yakıt ve gübre maliyetleri. Kim haksız diyebilir ki?
Üçüncü sırada ise su sorunu geliyor. Çiftçi, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin farkında. Önümüzdeki yıllarda en büyük tehdidin su kıtlığı olacağını çok iyi biliyor. Zaten şu anda yaşanan kuraklık nedeniyle birçok üründe ciddi rekolte kayıpları yaşanıyor. Bu, geleceğin değil bugünün gerçeği.
İşte tam da bu nedenle muhalefetin de iktidarın da mazot, gübre ve sulama konularında net politikalar ortaya koyması gerekiyor. Çiftçinin gözü kulağı bu üç başlıkta. Çünkü üretici için asıl mesele bunlar.

SU, EN HAYATİ EKSİKLİK
“Kırsal yaşamda en çok eksikliği hissettiğiniz unsur nedir?” sorusuna verilen yanıtlarda da ilk sırada yine su sorunları yer alıyor. Çiftçi suyun kıymetini biliyor hem üretimde hem kullanımda. Türkiye her geçen gün su fakiri bir ülke haline gelirken, bu konuda acil bir eylem planı ortaya koymak artık ertelenemez.
Benim görüşüm şu: Tarımsal desteklemelerden önce sulama altyapısına yatırım yapılmalı. Hatta üç yıl içerisinde sulama altyapısının tamamlanması bir devlet politikası haline gelmeli. Çünkü ürün olmadıktan sonra ürünün fiyatının ne önemi var? Üstelik bizde ürün olsa da olmasa da çiftçi zarar ediyor. Daha önce yazdım, karpuz üreticisi buna en çarpıcı örnek. Ürün var ama üretici zarar ediyor. Bir sonraki yazımda ise tam tersi; ürünün olmadığı ve tarihinin en kötü dönemini geçiren bir üründen söz edeceğim. Yani bizde hikâye hep aynı: Çiftçi kaybediyor.
Ama peki biz ucuza mı tüketiyoruz? Daha bu yıl bırakın ucuza yemeyi, doğru düzgün ne kiraz ne de erik alabildim.
Çiftçilere “Ektiğiniz ürünler için su sorunu yaşıyor musunuz?” sorusu da sorulmuş. Her 1000 çiftçiden 740’ı su sorunu yaşadığını söylemiş. Çiftçi tehlikeyi görüyor, çözülmesini bekliyor.
ÇİFTÇİNİN TARIM POLİTİKALARINA BAKIŞI: BÜYÜK MEMNUNİYETSİZLİK
Raporda çiftçilere “Tarım politikalarından memnun musunuz?” diye sorulmuş.
%65,5 “hiç memnun değilim” derken, %10,9 “memnun değilim” yanıtını vermiş.
Yani toplamda %76,4’lük bir memnuniyetsizlik söz konusu. Bu da çiftçinin tarım politikalarına güvenmediğini ortaya koyuyor.
Bir başka soruda “Çiftçiliğe devam etmeyi düşünüyor musunuz?” denilmiş. Katılımcıların %34,4’ü tarımı bırakmak istediğini ifade etmiş. Yani her 1000 çiftçiden 344’ü ilk fırsatta mesleğini terk etmek istiyor. Daha da kötüsü şu: “Çocuğunuzun çiftçi olmasını ister misiniz?” sorusuna verilen yanıtlarda %74,5 “hayır” demiş. Yani çiftçi kendi yapmak istemediği gibi, çocuğuna da yaptırmak istemiyor.
PEKİ BİZİ KİM DOYURACAK?
Rapora dair daha çok şey söylenebilir. Ancak 77 sayfalık çalışmanın tümünü burada değerlendirmek mümkün değil. Merak edenler için raporun linkini buraya bırakıyorum: Muğla Planlama Ajansı Raporu.
Sonuç olarak bu araştırma, çok net bir gerçeği ortaya koyuyor: Çiftçi mutsuz, üretim sürdürülemez hale geliyor, gençler tarımdan uzaklaşıyor. Eğer bugünden yarına köklü adımlar atılmazsa, bu ülkeyi gelecekte kim doyuracak?

