Benim dedem çiftçiydi.
Hem kuru fasülye üretirdi hem de nohut. 1990’lı yıllarda köye her gittiğimde hayranlıkla dedemi izler, ürünlerin tarladan soframıza gelişinin her aşamasına şahit olurdum.
İhtiyacımız kadarını ayırır gerisini satardı.
“Bu ürünler bizim için topraktaki altın gibidir torunum.” derdi.
Ancak o altın zamanla değer kaybetti, üretim alanı azaldı ve ne acıdır ki ithal eder hale geldik.
1990’dan bu yana bakliyat ekim alanlarımız yüzde 56,6, üretimimiz ise yüzde 33,2 oranında düştü.
Ve öyle bir hale geldik ki bir zamanların net üretici konumda olan ülkesi Türkiye, bakliyata son 10 yılda 5 milyon ton ithalat karşılığı 3,6 milyar dolar para ödedi.
Mutfaklarımızdaki mercimek, nohut ya da fasulye hangi yabancı çiftçinin ürettiği bakliyat bilmiyoruz bile.
Ve daha da önemlisi dar gelirlinin en önemli protein kaynağı olan bu ürünlerin fiyatları öyle bir hale geldi ki, adete zengin yemeği oldu.
10 Şubat dünya bakliyat günü olarak kutlanıyor. 9 yıl önce Türkiye ve Pakistan’ın talebi üzerine Dünya Bakliyat Konfederasyonu’nun da devreye girmesiyle Birleşmiş Milletler 2016 yılını Uluslararası Bakliyat Yılı ilan etti.
Yapılan çalışmaların etkili olması sonucu Birleşmiş Milletler de buna kayıtsız kalmadı ve 2018 yılında 10 Şubat’ı Dünya Bakliyat Günü ilan etti. Ve böylece 2019 yılından bugüne her yıl 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü olarak kutlanıyor.
Kutlanıyor kutlanmasına da tüketim değerleri hangi aşamada, neden üretici durumdayken ithal eder hale geldik?
Üretimin önündeki engeller neler?
Bu yazımızda bu sorulara yanıt arayalım ve çözüm bulmaya çalışalım.
YILLIK BAKLİYAT TÜKETİMİMİZ BİR MİLYON TONUN ÜZERİNDE
Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, ülkemizde tarla bitkileri yetiştiriciliğinde ekim alanı ve üretim bakımından ilk sırayı tahıllar alıyor. Tahılları yemeklik tane baklagiller takip ediyor. Türkiye’de her yıl ortalama 1 milyon tonun üzerinde bakliyat tüketimi gerçekleşirken; en çok tüketilen bakliyat ise 475 bin tonla nohut. Nohutu 305 bin tonla kuru fasulye, 228 bin tonla kırmızı mercimek ve 35 bin tonla yeşil mercimek takip ediyor.
ÜRETİM BELLİ BÖLGELERDE YOĞUNLAŞMIŞ DURUMDA
Bu kadar üretim belli bölgelerden karşılanıyor. Nohut ve kırmızı mercimek üretiminde Güneydoğu Anadolu Bölgesi öne çıkarken, kuru fasulyede İç Anadolu Bölgesi, çeşitli baklagillerde ise Marmara’nın Güneyi dikkat çekiyor.
İller bazında bakınca; kuru fasulye en çok 151 bin dekar alanda Niğde’de üretiliyor. Niğdeyi 119 bin dekar alanla Nevşehir, 97 bin dekar alanla Bitlis takip ediyor.
Nohutta ise en fazla üretim 860 bin dekarla Ankara’da gerçekleşiyor. Başkenti 560 bin dekarla Yozgat, 373 bin dekarla Kırşehir izliyor.
Kırmızı mercimek 1,3 milyon dekar arazi ile Şanlıurfa’da ilk sırada. Onu sırasıyla Diyarbakır ve Mardin takip ediyor.
DÜNYADA FASULYE, NOHUT VE MERCİMEK ÜRETİMİ
Dünya üretimine baktığımızda ülkeler dikkat çekici. Kuru fasulyede Hindistan birinci sırada. Onu Brezilya ve Myanmar izliyor. Türkiye ise üretim rakamı ile 22. Sırada yer alıyor.
Gelelim nohuta.Burada da ilk sıradaki ülke yine değişmiyor. Hindistan birinci, Avusturalya ikinci, Türkiye ise üçüncü sırada.
Ve mercimek. Burada birinci değişiyor. Kanada. Ancak ikinci diğer ürünlerde adını gördüğümüz Hindistan ve üçüncü ise Avusturalya. Türkiye ise 445 bin tonluk üretimiyle dördüncü sırada yer alıyor.
Üretim önemli tabi peki ya tüketim miktarları ne durumda? Buna da bakmak gerekiyor.
TÜRK HALKI KIRMIZI MERCİMEĞİ YEŞİL MERCİMEKTEN ÇOK TÜKETİYOR
Ülkemizde kırmızı mercimek yeşil mercimeğe göre daha fazla tercih ediliyor. Kırmızı mercimek tüketimimiz 4 ila 5 kilogram seviyesindeyken yeşil mercimek tüketimi bir kilogramın altında.
Türk mutfağında şüphesiz ki önemli bir yere sahip olan kuru fasulye tüketimi ise kişi başı son 5 yılda 3,1 kg ile 3,5 kilogram arasında değişiyor.
Ve nohut. O da aslında kırmızı mercimeğe yakın değerlerde. Kişi başı tüketimimiz 4,8 ila 5,7 kilogram seviyesinde değişiyor.
TEMEL GIDA ÜRÜNLERİNİN ÜRETİMİ ARTIRILMALI, İTHALATTAN VAZGEÇİLMELİ !
Üretim nerelerde yoğunlaşmış durumda, ne kadar tüketiyoruz bunları öğrendik. Peki ithalat ne durumda. Bu sorunun yanıtını Şemsi Bayraktar’dan öğrenelim.
TZOB Genel Şemsi Bayraktar, 2016’da Uluslararası Bakliyat Yılı ilan edilmesinin ardından, 2024’e kadar yapılan çalışmalar ve üreticilerin çabasıyla bakliyat üretiminin yüzde 24,5 oranında artarak toplam 1 milyon 345 bin tona çıktığını ifade etti.
Bayraktar; Bu artışa rağmen nohut dışında en çok ürettiğimiz baklagillerde arz açığımız devam ediyor. İstatistikler yeşil mercimekte yüzde 39,8, kırmızı mercimekte yüzde 14,1, kuru fasulyede ise yüzde 8,6 oranında açığımız olduğunu gösteriyor. Son 10 yılda kuru fasulye, nohut ve mercimekte ithalat miktarı 379 bin 869 tondan yüzde 55 oranında artarak 587 bin 500 tona çıktı. İthalat değeri ise yüzde 28 oranında artarak 321 milyon dolardan 412 milyon 200 bin dolara yükseldi. Böylelikle son on yılda toplamda 5 milyon 44 bin ton ithalata karşılık 3 milyar 629 milyon dolar para ödedik. En önemli protein kaynaklarından baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez. İnsanımızın protein ihtiyacının karşılamasında önemli bir yere sahip olan baklagillerin üretimini artırmak zorundayız. Halkımızın sağlıklı beslenmesi için temel gıda ürünlerinde üretim artırılmalı, ithalattan vazgeçilmelidir.
YAĞIŞLARDAKİ AZALMA BİTKİDE YEŞERMEYİ GECİKTİRİYOR
Gaziantep Araban Ziraat Odası Başkanı Hasan Altun, son yıllarda ekim dönemi ardından azalan yağışlarla bitkideki yeşerme gecikmesinin verim artışını tehdit ettiğini söyledi.
Özellikle yüksek iş gücü isteyen ve hassas bir ürün olan kuru fasulyede 2018’de kritik bir ekim alanı düşüşü olsa da destekleme politikalarıyla artış geldi.
BAKLAGİLDE ÜRETİM DESTEKLERİ YETERSİZ!
Diyarbakır Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Süleyman İskenderoğlu, çiftçilerin mercimek ekimini tercih etmemesini şu sözlerle açıkladı: Örneğin buğdayda destek primi son yıllarda hızlı arttı. Ayrıca üretici açısından buğday, arpa daha risksiz ürünler. Üretim maliyeti bu kadar artarken çiftçiler mercimek, nohut ekmek yerine buğday ekip yılı geçirmeyi tercih ediyor. Baklagilde üretim desteklemeleri yetersiz bulunuyor.
YERLİ ÜRETİMİ DESTEKLEYİCİ POLİTİKALAR GELİŞTİRİLMELİ
Isparta Ziraat Odası Başkanı Mustahattin Can Selçuk’un söyledikleri de aslında çözüme yönelik önemli İpuçları içeriyor.
Isparta ziraat odası başkanı, Ülkemizde 1990 yılında toplam 20,3 milyon dekar olan baklagil ekim alanı bugüne geldiğimizde 8,7 milyon dekara geriledi. Yani ekim alanlarımızda yüzde 56,6 oranında azalma yaşandı. Aynı şekilde üretimde de yüzde 33,2 oranında bir gerileme gerçekleşti.
Nohut dışında en çok ürettiğimiz baklagillerde arz açığımız devam ediyor. İstatistikler yeşil mercimekte yüzde 39,8, kırmızı mercimekte yüzde 14,1, kuru fasulyede ise yüzde 8,6 oranında açığımız olduğunu gösteriyor. Baklagillerde üretici ile tüketici arasındaki makasın çok açık olduğu görülüyor. Üreticide 23 lira olan kırmızı mercimek markette 60 liraya, 31 buçuk lira olan nohut 89 liraya, 33 lira olan kuru fasulye 98 liraya, 29 lira olan yeşil mercimek 72 liraya satılıyor.
Bu gibi temel gıda ürünlerinde marketlerde tavan fiyat uygulanmalıdır. Baklagil üretimini artırmaya yönelik teşvikler artırılmalı, üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkı makul seviyelere çekilmelidir. Hasat dönemine yakın ithalat yapılarak piyasa dengesi bozulmamalıdır. Üreticilerimizin memnun olacağı bir fiyat politikası oluşturulmalıdır. Üreticilerimizin üretimini sürdürebilmesi için yetkililerin bu sorunları görmezden gelmemesi ve yerli üretimi destekleyici politikalar geliştirmesi gerekiyor dedi.
VERİMİ ARTIRICI, MALİYETLERİ DÜŞÜRÜCÜ POLİTİKALAR GELİŞTİRMELİYİZ
Sektör temsilcilerinin anlattıkları kadar sanayicinin görüşleri de önem taşıyor.Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, baklagillerde fiyat artışlarının yüzde 41.7 olan gıda enflasyonunun çok altında olduğuna dikkat çekti, fiyatı düşürecek temel politikalara odaklanılması gerektiğini dile getirdi. Mehmet Reis, “Tarla fiyatı derken tarlada henüz kabuklu işlenmemiş ürün fiyatıyla market raf fiyatını karşılaştırıyorlar. Örneğin tarlada kabuklu mercimekten 800 grama yakın mercimek çıkar. Bu temelde yanıltıcı bir veridir. Sadece bir fasulyenin, nohutun farklı çeşitleri ve kaliteleri vardır. Böyle bir durumda tavan fiyat uygulamasından söz edilemez. Fiyatı artıran temel etkenler; üreticinin yüksek girdi maliyetleri ve gıda arzı düşüklüğüdür. Enflasyonla mücadeleye büyük oranda destek veren bir alan olarak verimin artırılması ve girdi maliyetlerini düşürmeye yönelik politikalar geliştirmeliyiz” diye konuştu.
BAKLİYAT ÜRETİMİ NASIL ARTAR?
Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım bu sorunun yanıtını şu şekilde sıralıyor.
Bir kere üreticiyle tüketici arasındaki makas çok açık. Buna mutlaka bir çözüm bulunmalı.
Bir diğer önemli başlıkta girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve çiftçinin elde ettiği verimi artırmak.
Tüketicilere düşen görev ise daha fazla bakliyat yemek.
Hükümetler ve uluslararası kuruluşlar, bakliyat üreten küçük çiftçilere fayda sağlayan etkili ticaret politikaları da dahil olmak üzere stratejiler uygulamalıdır.
Araştırma ve akademi kurumları, bakliyatların faydalarının daha iyi anlaşılmasını sağlamak için araştırma bulgularını vurgulayabilir.
Gıda işletmeleri müşterilerini bakliyat tüketmeye teşvik edebilir.
SON SÖZ
Bir zamanlar mercimek ve nohut ihracatında lider olduğumuz bakliyatta nasıl ithalatçı konuma geldik buna mutlaka çözüm üretmemiz gerekiyor. Ve daha da önemlisi çiftçiyi bu ürünlere yöneltip, gerek fiyat gerek destekle daha cazip hale getirmeliyiz.
Yoksa tabağımızdaki her bir bakliyat tanesi dünyanın farklı coğrafyalarından önümüze gelmiş olacak.
Hazırlayan: Gazeteci Taner Öztürk

