Son Yazılar

GELECEĞİ YAZAN TECRÜBELER

Bu hafta sizi gül kokuları arasında Isparta’ya götürüyorum. Tarımın, emeğin ve bilimin iç içe geçtiği bu yolculukta; gül hasadına tanıklık ettim, üreticilerle konuştum, kendi imkanlarıyla üretim yapan genç bir kadın girişimcinin hikayesini dinledim ve Ziraat Fakültesi’nde bilimin sahaya nasıl yansıdığını gözlemledim.

Genelde bu köşede size her hafta belli bir başlıkta dosya haber hazırlıyorum.

Bu haftanın konusu biraz farklı olacak.

Size bir Ziraat Fakültesi’nden bahsedeceğim.

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahar Şenliği etkinlikleri kapsamında öğrencilerle “Tarım ve Medya” üzerine bir söyleşi gerçekleştirdim.

Isparta ismini duyunca hepimizin aklına gül gelir. Gül diyarı olarak da adlandırılan kentte tam da hasat zamanına denk geldim.

Benim için farklı ve bir o kadar da güzel bir tecrübe oldu.

GÜL KOKULU ŞEHİRE İLK ADIM İLK İZLENİMLER

Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Yılmaz hocam ile cumartesi günü havalimanında buluştuk.

Otele yerleştikten sonra doğruca kenti dolaşmaya başladık.

Şunu söylemeliyim ki ilk dikkatimi çeken şehrin sakinliği oldu.

Ve tabi ki öğrenci yoğunluğu.

“Bakma böyle sakin olduğuna.” dedi Deniz Hocam, “Önümüzdeki hafta Gül festivali başladığında adım atacak yer kalmıyor, şehir adeta bayram havası yaşıyor.” dedi Kirazlıdere sosyal tesislerine doğru ilerlerken.

Seyir terasına yetişemedik ancak yandan da olsa o manzaraya şahit olduk…
Mükemmel bir ortam; doğa, orman ve şehir kucaklaşmasına şahit olabileceğiniz bir yer.
Çok da güzel mekanlar yapmışlar. Benim gibi yöresel tatları merak ediyorsanız mutlaka

gitmelisiniz.
Banak, Kabune, Isparta Şiş, Peynirli Pide, üzerine Samsa tatlısı ve irmik helvası…
Tabi mis gibi demlenmiş tavşan kanı çayı da yanında… İlk günün güzelliği, ikinci gün için merakımı daha da artırdı.

GÜLÜN BAŞKENTİ GÜNEYKENT’TE GÜL HASADI

Sağolsun Deniz Yılmaz Hocam erkenden aldı bizi ve düştük yine yollara.

Doğruca Güneykent beldesinde aldık soluğu. İlçe gül üretiminin en önemli merkezi ve hasat da başlamış durumda. Yolda ilerlerken gül hasadı yapanları görünce çektik arabayı sağa, gittik yanlarına…

Sefa Eraslan annesi Meral Eraslan ile gül topluyordu. Yanlarına yaklaşmamızla birlikte sıcak bir ‘Hoşgeldiniz’ gülümsemesiyle karşıladılar bizi; öyle doğal, öyle samimiydi ki sohbet kendiliğinden başladı.

GÜLÜ DON VURDU, REKOLTE DÜŞTÜ

“Bu yıl don vurdu.” dedi Meral Eraslan, buram buram emek kokan nasır tutmuş elleriyle.
Anne oğul birlikte yapıyorlardı hasadı, sordum neden işçi almıyorsunuz, zor olmuyor mu diye.

Yanıtı aslında her şeyi özetliyordu. “Bir işçinin yevmiyesi bin liradan aşağı değil. Yemesi içmesi servisi bize bin 200 liraya mal oluyor. Geçen yıl ortalama 600-700 kilo gül toplarken bu yıl 150-200 kilogram ancak topluyoruz.” dedi ve Gülbirlik’e verdi veriştirdi.

“75 TL fiyat konuşuluyor. Gurtarıvermez bu bizi.” dedi o güzelim yöre ağzıyla.

Yıllardır haberini yaptığım gül hasadını ilk kez yerinde deneyimledim. Uzaktan davulun sesi hoş gelir ya gül hasadı da işte böyle. O dikenlerin arasında ve kavurucu sıcağın altında bırakın hasat yapmayı bir dakika durmak bile o kadar zor ki…

Kolay gelsin dedik ve yola devam ettik.

YEREL ÜRETİCİYLE BULUŞMA

Sıradaki durağımız ise genç bir kadın girişimcinin kendi imkanları ile kurduğu “Gül Yöresinden” tesisleri oldu.

Bakmayın tesis dediğime butik bir işletme aslında ve tesadüfen çıktı karşımıza.
Nesibe Kuşçu eşi Mehmet ile birlikte kurmuş burayı ve farklı ürünleri satarak geçimini sağlıyor. Ve üretiyorlar da… Nesibe, domates fidanlarını dikmeyi bıraktı geldi yanımıza…
O kadar samimi ve o kadar sıcakkanlı ki bunu kelimelerle anlatamam.
Gülsuyundan gülyağına, sirkeden kremlere kadar envai çeşit ürün yapıyor Nesibe ve Eşi Mehmet.

Hatta online ortamda sirke tarifi de veriyor dileyenlere…
Bir saat süren sohbetin ardından vedalaşma zamanı geldi. Daha gidilecek yerlerimiz vardı.
Ama şunu söylemeliyim ki bu yazıyı okuyan herkesin mutlaka ama mutlaka Nesibe Kuşçu’nun ürünlerine bir göz atmasında fayda var.

EĞİRDİR GÖLÜ KURUYOR

Son durağımız Eğirdir Gölü’nün bulunduğu alan oldu. Göle yaklaştıkça acı manzarayla karşılaştım. Neredeyse 5 metre çekilme var gölde ve bu çekilme devam ediyor. Sebebi ise küresel iklim değişikliği ve kuraklık. Mutlaka önlem alınmalı…

Buraya kadar Isparta’da cumartesi ve pazar günü yaptıklarımı ve genel itibariyle sorunları anlattım. Artık beklenen gün geldi. Pazartesi günü gençlerle buluşmak için 10.00 gibi giriş yaptık Ziraat Fakültesi’ne…

ZİRAAT FAKÜLTESİ ZİYARETİ, SÖYLEŞİ VE ANILAR

Üniversite yıllarım geldi aklıma… O havayı solumak dahi yetti o günleri hatırlamama…
Mezun olduğum günden bu yana tam 20 yıl geçti. Fakülteye girerken gençlerin telaşını, derse yetişme çabasını görünce kendi hatıralarım canlandı zihnimde…

Yazıya giriş yaparken de belirtmiştim size bir ziraat fakültesinden bahsedeceğim diye…
Bir kere şunu belirtmeliyim ki öğrenciler çok şanslı çünkü genç, dinamik, alanında fazlasıyla uzman, iyi bir baba ve eş, öğrencilere rol model olacak bir dekanları var. Onun adı Prof. Dr. Deniz Yılmaz.

Deniz hocamla tanışıklığımız çok eskilere dayanır. Bende yeri apayrıdır.
Tarım sektörü için ülkemiz adına bir değerdir Deniz Yılmaz. Ve gördüğüm kadarıyla fakültedeki öğrencileri de en iyi şekilde eğitebilmek, sahaya hazır hale getirebilmek adına seferber olmuş kendisi ve ekibi…

Genç ziraat mühendisi arkadaşlarla sohbetimiz yaklaşık bir saat sürdü. Tarım medyası üzerine yaptığımız söyleşi, tecrübeler ve gençlere tavsiyelerle devam etti. Salondaki doluluk kadar dikkatimi çeken bir diğer detay da akademik personelin öğrencilerle arasındaki ilişkiydi. Ve yine kadın akademisyenlerin fazla oluşu hele de tarım sektöründe, beni fazlasıyla mutlu etti.

Program bittikten sonra fakülteyi gezmeye başladık. Deniz Hocam anlattı ben de not aldım:

BİLİMİN IŞIĞINDA ADETA TARIM ÜSSÜ BİR ZİRAAT FAKÜLTESİ

Bir kere Ziraat Fakültesi’ne ait yaklaşık bin dönüm arazi var ve bu arazi üzerinde neler yok ki. Süt çiftliği var, buğday ekili tarla var, elma bahçesi ve fidan üretilen alan var, kanatlı hayvanlar için ayrılmış büyük bir kümes ve çoban köpeklerinin yetiştirildiği alan, bombus arıları üzerine çalışma yapılan bölge, içerisinde yaklaşık 20 binin üzerinde farklı böcek türünün yer aldığı Bitki Koruma bölümü Böcek Koleksiyonu var ve bu koleksiyon 2005 yılında Türkiye’den “Uluslararası Böcek ve Akar Koleksiyonları” listesine giren 2. böcek koleksiyonu olmuş. En güçlü oldukları yönlerden biri de bahçe bitkileri. Hem elma üretiminin kentte çok yaygın oluşu hem de Antalya’ya olan yakınlık Üniversite için bir avantaj.

Doku kültürü laboratuvarına ise ayrı bir başlık açmak istiyorum. Burası üniversite-sanayi işbirliğinin uygulamaya geçmiş hali olarak dikkat çekiyor. Özel sektörden gelen talep doğrultusunda sözleşme karşılığı üretim yapılıyor. Zambaktan orkideye, cevizden salepe kadar çok sayıda bitki üzerinde çok özel doku kültürü çalışmaları yürütülüyor. Ve toplam 300 bine yakın bitki laboratuvar ortamında çoğaltılmış durumda. Çoğu türde çoğaltma işlemi de devam ediyor ve muhtemelen yıl sonuna doğru ekimleri yapılacak. Ayrıca devam eden 6 farklı TÜBİTAK projesi var.

Bir diğer başlığı da bombus arılarına açmak istiyorum. Seraların doğal işçileri olarak bilinen bombus arılarıyla ilgili fakültede bulunan laboratuvar Türkiye’de tek. Prof. Dr. Ayhan Gösterit, yıllarını bu işe vermiş ve öğrencilere de bu konuda eğitimler veriyor. Sadece 5-6 firma tarafından üretimi yapılan Bombus arıları üzerine üniversitede çalışmalar devam ediyor.

Yukarıda da belirttiğim gibi bir uygulama çiftliği var ve bu çiftlikte günlük ortalama 500 ila 600 litre civarında süt elde ediliyor. Yem ihtiyacının tamamı üniversiteye ait tarlalardan karşılanıyor. Asla dışardan satın alma yapılmıyor. Üretilen çiğ süt ve peynirler girişte bulunan satış noktasında tüketiciyle buluşuyor.

Kanatlı bölümünde ise ortalama bin yumurta üretiliyor ve bu yumurtalar da yine aynı bölümde satılıyor.

Her uygulamalı birimin bir akademik danışmanı var. Öğrenci, işi mutfağında öğreniyor ve bu şekilde mezun oluyor. Fakülte her zaman destek oluyor.

SON SÖZ

Isparta’da 2 gün, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde geçirdiğim yaklaşık 8 saatlik zaman diliminde çok şey öğrendim ve şu kanıya vardım. Bilimin ve aydınlanmanın ışığında, ülke sevdasıyla hareket eden ve tarımı gençlere anlatıp donanımlı birer birey olarak mezun olmaları için mücadele edilen bir fakülte.

Bilime inanan, üretmeye hevesli, toprağa dokunmaktan çekinmeyen bir gençlik var karşımızda. Tarımın geleceği onlara emanet. Genç arkadaşlarıma tavsiyem; öğrenmekten hiç vazgeçmeyin. Sahanın tozunu yutun, gözlem yapın, sorun, üretin. Toprak size sadece ürün değil, tecrübe de verir. Sabırlı olun, emek verin ve her zaman kendinize güvenin. Çünkü bu ülkenin tarıma, tarımın da sizin gibi gençlere ihtiyacı var.

Bu vesileyle başta Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Yılmaz (değerli eşi Özden Hanım ve biricik kızı Beliz) olmak üzere Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Hasan Öz, Prof. Dr. Fatma Gül Göze Özdemir’e, hepsi birbirinden kıymetli akademik kadroya, geleceğimizin güvencesi genç ziraat mühendisi arkadaşlarımıza ve fakülte personeline çok teşekkür ediyorum.

Hazırlayan: Gazeteci Taner Öztürk

Son Yazılar

Önerilen Yazılar