“4. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi”nde konuşan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, 21. yüzyılın bir “krizler yüzyılı” olduğunu vurgulayarak, iklim krizi, gıda güvenliği, siber saldırılar, jeopolitik çatışmalar ve ekonomik kırılganlıklar ekseninde dünyayı bekleyen riskleri değerlendirdi. Gıda meselesinin artık yalnızca bir tarım sorunu değil, doğrudan güvenlik, siyaset ve jeostrateji meselesi haline geldiğini ifade eden Kaynak, “Gıda anında politize edilebilecek bir konudur. Ticari yaptırımlar, ithalat kısıtlamaları gibi araçlarla ülkeler birbirine baskı kurabiliyor. Bu yüzden gıda politikaları stratejik güvenlik meseleleridir” dedi.
“İKLİM KRİZİ, GÖÇ DALGALARINI VE TİCARET YOLLARINI DEĞİŞTİRECEK”
Küresel iklim krizinin sadece tarımsal üretimi değil, aynı zamanda su krizlerini, göç hareketlerini ve ticaret yollarını da derinden etkilediğini söyleyen Kaynak, “Türkiye, iklim krizinden en çok etkilenecek ülkelerden biri. Tarıma elverişli topraklar kuraklık ve kirlilikle tehdit altında” uyarısında bulundu.
Grönland ve Sibirya gibi bölgelerde buzulların erimesiyle tarım yapılabilir alanların ortaya çıktığını kaydeden Kaynak, Kuzey Denizi’nin ise lojistik açısından yeni bir avantajlı rota haline geldiğini belirtti. Bu gelişmelerin yeni ticaret koridorları ve enerji rekabetiyle birleştiğinde dünyada jeopolitik fay hatlarını daha da hareketlendireceğini söyledi.
TİCARET KORİDORLARI ÜZERİNDEKİ REKABET BÜYÜYOR
Konuşmasında günümüz çatışmalarının büyük bir kısmının ticari koridorların yeniden şekillenmesiyle ilgili olduğunu belirten Prof. Dr. Kaynak, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa arasında planlanan AYMEK Koridorunun önemine dikkat çekti. Bu hattın Türkiye’nin Kıbrıs ve İsrail politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayan Kaynak, Gazze’nin de bu bağlamda uluslararası bir liman haline getirilmek istendiğini ve bunun siyasi gerilimlerin temel nedenlerinden biri olduğunu ifade etti.
“TÜRKİYE, KENDİ GIDA GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMALI”
Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi yeniden kendi kendine yeten bir ülke olma vizyonuna yönelmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, “Bu sadece tarım politikası değil, stratejik bir güvenlik tercihidir” dedi. Özellikle Zengezur Koridoru gibi projelerle Türkiye’nin orta koridor stratejisini geliştirmeye çalıştığını hatırlattı.
DİJİTAL SALDIRILAR VE AGROTERÖRİZM GIDA ARZINI TEHDİT EDİYOR
Küresel siber saldırıların, tarımdan lojistiğe kadar tüm gıda sistemini felce uğratabileceğini belirten Prof. Dr. Kaynak, siber güvenlik açıklarının ve agroterörizmin geleceğin en büyük risklerinden biri olduğunu söyledi. Ayrıca sosyal medya aracılığıyla yaratılabilecek toplumsal hareketliliklerin, Arap Baharı örneğinde olduğu gibi, gıda krizlerini siyasal krizlere dönüştürebileceğini vurguladı.
344 MİLYON KİŞİ AÇLIK TEHDİDİ ALTINDA
Kaynak, dünyada 344 milyon insanın açlıkla karşı karşıya olduğunu, bu sayının içinde Gazze gibi bölgelerde ölüme yakın durumda olan milyonlarca insan bulunduğunu söyledi.
Türkiye’de de özellikle devlet okullarındaki çocukların ciddi beslenme sorunları yaşadığını belirten Kaynak, “Yetersiz beslenme derin yoksulluğun göstergesidir. Bu nedenle gıda meselesi, sadece tarım politikalarıyla değil, sosyal politikalarla da ele alınmalı” dedi.
“KRİZLER BİTMEDİ, YENİSİ SİBER ALANDAN GELEBİLİR”
2000’li yıllardan bu yana yaşanan büyük kırılmalar — 11 Eylül terör saldırıları, 2008 ekonomik krizi, COVID-19 pandemisi — üzerine inşa edilen yeni güvenlik düzeninin henüz tamamlanmadığını kaydeden Prof. Dr. Kaynak, sıradaki büyük küresel krizin siber alandan veya gıda üzerinden gelişebileceğini söyledi.
SONUÇ: STRATEJİK GIDA BAĞIMSIZLIĞI ŞART
Prof. Dr. Kaynak’ın konuşması, Türkiye’nin gıda güvenliği konusunda yeni bir stratejik vizyon geliştirmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. Küresel belirsizliklerin arttığı bu dönemde, iklim, jeopolitik, dijital güvenlik ve sosyal politikaların entegre bir biçimde ele alınması gerektiği mesajı verildi. Türkiye’nin “kendi kendine yeten ülke” olma hedefi ise sadece nostaljik bir özlem değil; ulusal güvenliğin temel bir unsuru olarak yeniden tanımlanıyor.

