Son Yazılar

TÜRKİYE’DE HAYVANCILIKTA RAKAMLAR VE GERÇEKLERİN GÖLGESİ

Türkiye’de büyükbaş hayvan varlığı yüzde 3,65 artışla 17 milyon 189 bin başa, küçükbaş hayvan varlığı yüzde 11,6 artışla 58 milyon 206 bin başa yükseldi. Ancak üretim ve tüketim rakamları aynı tabloyu çizmiyor; ithalat bağımlılığı, yüksek maliyetler ve yapısal sorunlar hâlâ sektörü zorlamaya devam ediyor.

Türkiye, 2025 Haziran ayı verilerine göre büyükbaş hayvan varlığında yüzde 3,65’lik artış yakalayarak 17 milyon 189 bin başa ulaştı. Küçükbaş hayvan varlığı ise yüzde 11,6 artışla 58 milyon 206 bin baş seviyesine çıktı.

Bu rakamlar, 2024 yılı başında uygulamaya konan üretim planlaması politikalarının sonuç verdiğini gösteriyor. Özellikle küçükbaş hayvanlarda hem sayı hem verim artışı dikkat çekiyor.

Hayvancılık alanında son dönemde “verimli, kaliteli ve kayıtlı üretim” hedefiyle 2024–2028 yıllarını kapsayan bir yol haritası hayata geçirildi. Bu plan, damızlık ve besilik varlığın artırılmasını, et arzının daha yüksek oranda yerli kaynaklardan karşılanmasını amaçlıyor. Bu kapsamda rezerv sistemleri ve besiciliği güçlendirmeye yönelik projeler devreye alındı.

Amaç, hayvan varlığını yalnızca sayıca değil, kalite ve verimlilik açısından da geliştirmek.
Destekleme politikalarında da önemli artışlar yapıldı. 2025 yılı itibarıyla buzağı başına destek yüzde 40 artışla 1.400 liraya, malak başına destek yüzde 180 artışla 2.800 liraya yükseltildi. Kuzu ve oğlak için verilen destek yüzde 50 artırılarak 300 liraya çıkarıldı. Çoban desteği ise 36 bin liradan 81 bin liraya yükseltildi. Bu rakamlar, hayvancılıkta üreticiyi güçlendirme hedefinin somut yansımaları olarak öne çıkıyor.

RAKAMLARIN ARDINDAKİ ÇELİŞKİLER

Ancak tüm bu olumlu gelişmelere rağmen sahadaki gerçekler daha farklı bir tabloya işaret ediyor. Hayvan varlığı artıyor ama kırmızı et üretimi ve tüketimi aynı oranda yükselmiyor. 2024 yılında toplam kırmızı et üretimi 2,4 milyon tondan 2,1 milyon tona gerilerken, kişi başına tüketim 16,6 kilo seviyesinde kaldı. Dünya ortalaması ise 18,1 kilo.

Büyükbaş işletmelerin yüzde 75’inin 10 başın altında sürüye sahip olması, modern hayvancılığın gerektirdiği verimlilik ve teknolojiye erişimi zorlaştırıyor. Bu da ölçek ekonomisinin çalışmamasına, lojistik maliyetlerin artmasına ve ürün fiyatlarının tüketiciye yüksek yansımasına neden oluyor. Kilometrelerce yol kat ederek dağın köyünden süt taşıyan kamyonun giderleri, market rafındaki süte görünmez biçimde ekleniyor.

İTHALATIN GÖLGESİ

Türkiye’de uzun yıllardır fiyatları dengelemek için başvurulan yöntem ithalat oldu. 2010’dan bu yana canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına 13 milyar dolardan fazla kaynak harcandı. 2024’te yalnızca 227 bin baş hayvan ve 47 bin ton et için 700 milyon dolar ödendi. 2025’in ilk yedi ayında ise 1 milyar doları aşan ithalat faturası ortaya çıktı.

Bu kaynak, yerli üretimi ölçeklendirmeye ve aile işletmelerini güçlendirmeye aktarılsaydı bugün çok daha farklı bir tablo görülebilirdi. Dahası, ithalat yalnızca ekonomik değil biyogüvenlik açısından da riskli. Yıllardır görülmeyen hastalıkların ithalat yoluyla ülkeye girmesi, sektörün geleceğini tehdit eden unsurlardan biri.

YENİ DESTEKLER VE PLANLAMANIN SINAVI

Resmî belgelerde yer alan “Hayvancılık Yol Haritası” ve “Üretim Planlaması”, sürdürülebilir bir üretim modeli için umut veren adımlar. Su kaynaklarını merkeze alan, doğal varlıkları korumayı hedefleyen bir yaklaşım, uzun vadede gıda güvenliği için kritik önemde. Fakat bu planların başarısı, yalnızca rakamlardaki artışla değil, sahada üreticinin güçlenmesi ve tüketicinin makul fiyatlarla ürün alabilmesiyle ölçülecek.

ÇIKIŞ YOLU: SÖZLEŞMELİ VE ADİL TARIM

Türkiye’nin çıkış noktası, günü kurtaran ithalat politikaları değil, öngörülebilir ve adil bir üretim düzeni kurmaktır. Sözleşmeli tarım, üreticinin neyi, kime, hangi fiyatla satacağını baştan bilmesini sağlayarak belirsizliği ortadan kaldırır. Bu model hem üreticiye finansmana erişim imkânı verir hem de tüketiciyi istikrarlı fiyatlarla korur.

Sözleşmeli düzen, aynı zamanda markalaşmayı ve katma değer yaratmayı da teşvik eder. Türkiye’nin zengin mutfağı ve gastronomi potansiyeli, standartları belirlenmiş ürünlerle dünya pazarında güçlü bir fırsata dönüşebilir.

Son dönemde yapılan açıklamalar, sözleşmeli üretim ve üretim planlamasının tarım politikalarının merkezine yerleştiğini gösteriyor. Üretici ile sanayiciyi aynı zeminde buluşturacak adımların hızlandığı dikkat çekiyor.

ÜRETİCİNİN GÜVENCESİ, SANAYİNİN İSTİKRARI

Hasat döneminde yaşanan sorunlar, sözleşmeli üretimin önemini bir kez daha ortaya koydu. Model, üreticiyi piyasa dalgalanmalarına karşı koruyor, sanayiciye de ihtiyaç duyduğu hammaddeyi güvenceyle sunuyor. Tip sözleşmelerin devreye girmesiyle tarafların haklarının güvence altına alınması hedefleniyor.

Sözleşme dışı hareket eden fırsatçılar üretim zincirinde güveni zedeliyor. Yeni dönemde piyasa gözetim ve denetim yetkilerinin tavizsiz kullanılacağı, böylece üretim zincirinde istikrarın sağlanacağı vurgulanıyor.

Sözleşmeli üretim, üretim planlamasının temel araçlarından biri haline geldi. Stratejik ürünlerde havza bazlı planlama öne çıkıyor. Hububat, baklagiller, yağlı tohumlar ve yem bitkileri su kullanımına göre destekleniyor. Bu yaklaşımla hem gıda arz güvenliği korunuyor hem de su kaynaklarının daha verimli kullanılması sağlanıyor.

SON SÖZ: UMUT VE SORUMLULUK

Türkiye tarımı ve hayvancılığı bugün iki tablo arasında sıkışmış durumda. Bir yanda rakamlarda artış, yeni destekler ve planlar; diğer yanda üretici için zor koşullar, tüketici için yüksek fiyatlar ve ithalat bağımlılığı.

Seçim nettir: Ya mevcut çelişkilerle yol alınacak ya da cesur adımlarla üreticiye güven, tüketiciye istikrar sağlayan bir düzen kurulacak. Bu toprakların bereketi, akılcı ve adil politikalarla yeniden ayağa kalkabilir.

Son Yazılar

Önerilen Yazılar