Daha Fazla Gör

    Son Yazılar

    SUSUZLUK GELECEĞİMİZ OLMASIN!

    Yakın zamana kadar hiçbirimizin aklında bile yoktu susuzluk tehdidiyle karşı karşıya kalacağımız. Kışın kar vardı, baharda da yağmur yağıyordu ve barajlarımız doluydu. İstediğimiz gibi kullanıyorduk suyu. Taa ki küresel iklim değişikliği ve kuraklık kavramları hayatımıza dahil olana kadar.

    Önce yağışlar azaldı, kışın kara hasret kaldık, yağmur ise ya yağmıyordu ya da yağdığında bir ayda düşmesi gereken yağış bir günde ya da bir saatte düşüyordu.

    Ve şunu hepimiz çok iyi anladık ki, küresel iklim değişikliği ve susuzluk iyiden iyiye hayatımızı tehdit ediyor…

    22 Mart 1993 Dünya Su Günü olarak ilan edildi. Birleşmiş Milletler tarafından ve o günden bu yana her yıl farklı temalarla suyun önemine dikkat çekiliyor. Bu yılın teması “Barış için sudan faydalanmak” olarak belirlendi. Ama şu da bir gerçek ki su kaynakları her yıl biraz daha azalıyor ve uzmanlara göre ülkemiz nüfusunun yüzde 27’si su kıtlığı yaşanan alanlarda hayatını sürdürüyor. Dünyaya baktığımızda 1 milyar insan yeterli ve sağlıklı suya ulaşamıyor. Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün Su Risk Haritasına göre Türkiye 2050 yılından itibaren yüksek su stresiyle karşılaşacak. Peki su neden bu kadar önemli ve suyu doğru yönetebiliyor muyuz? Bizi nasıl bir su geleceği bekliyor?

    DÜNYA SU REZERVİNİN SADECE YÜZDE 2,5’İ İÇİLEBİLİR SU

    Toplam olarak 1,39 milyar kilometreküp olarak hesaplanan dünya su rezervinin ancak yüzde 2,5’lik bir kısmının tatlı su yani içilebilir olduğu, içilebilir suyun ise yaklaşık yüzde 75’inin buzullar, atmosfer, bataklıklar ve canlıların bünyeleri gibi kolay ulaşılamayacak yerlerde veya kolay kullanılamayacak formda olduğu birçok kaynakta belirtilmektedir. Geriye kalan kullanılabilir ve ulaşılabilir tatlı su rezervinin de dağılımının kıtalar ve ülkeler arasında eşitsiz olması su kaynaklarına yönelik büyük bir rekabete yol açmakta, iklim değişikliğinin su kaynakları üzerinde bugünden izlenmeye başlanan ve gelecekte de artacağı öngörülen etkileri de bu rekabeti ve çatışma riskini arttırmaktadır.

    ÜLKE NÜFUSUNUN YÜZDE 27’Sİ SU KITLIĞI YAŞANAN ALANLARDA HAYATINI SÜRDÜRÜYOR

    Yaygın olarak kullanılan sınıflamada, yıllık kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 500 m3’ten az olan ülke veya havzalar “Mutlak Su Kıtlığı Yaşayan”, 500 m3 ile 1.000 m3 arasındakiler “Su Kıtlığı Yaşayan”, 1.000 m3 ile 1.500 m3 arasındakiler “Su Stresi Yaşayan” ve 10.000 m3’den fazla olanlar ise “Su Zengini” olarak adlandırılmaktadır.

    Türkiye’de kişi başına düşen yıllık tatlı su miktarı 2.722 m3 olarak hesaplanırken, sınırdaş ülkelerden Irak’ta bu değer 827 m3, Suriye’de ise 343 m3 kadardır. 2019 yılında, Türkiye nüfusunun yüzde 27’sine karşılık gelen 22,6 milyon yurttaşımız “Su Kıtlığı” yaşanan alanlarda yaşamını sürdürürken, 2030 yılında bu oranın yüzde 30’a yükseleceği tahmin ediliyor.

    Dünyaya baktığımızda Libya’da kişi başına düşen yıllık su miktarı 105 m3, Tunus’ta 345 m3 ve Cezayir’de 259 m3, Kongo Cumhuriyeti’nde 38.933 m3 ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde ise 26.390 m3, Türkmenistan’da 225 m3, Pakistan’da 242 m3 ve Azerbaycan’da 804 m3, Malezya’da 17.470 m3, Moğolistan’da 10.564 m3’dür.

    25 ÜLKE ÇOK ŞİDDETLİ SU STRESİYLE KARŞI KARŞIYA

    Küresel iklim değişikliği, havayı ısıtırken kuraklığı artırıyor ve bu da birçok ülkeyi susuzlukla tehdit ediyor. Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün yayımladığı ‘Su Risk Haritası’, küresel nüfusun dörtte birine ev sahipliği yapan 25 ülkenin çok şiddetli su stresiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Şu anda en yüksek su stresini yaşayan ülkelerin Bahreyn, Kuveyt, Lübnan ve Umman olduğu açıklandı.

    KKTC DE LİSTEDE YER ALIYOR

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de bu ülkeler arasında yer alıyor. 25 ülke arasında Suudi Arabistan, Yunanistan, Şili, San Marino ve Belçika da bulunuyor. Söz konusu haritaya göre, Türkiye’de yaşayanlar da 2050 yılından itibaren yüksek su stresiyle karşı karşıya kalacak. Çalışmaya göre küresel su talebi 2050 yılına kadar yüzde 20 ile 25 arasında artacak.

    DÜNYA GENELİNDE 1 MİLYAR İNSAN SAĞLIKLI SUYA ERİŞEMİYOR

    Günümüzde 2 milyarı aşkın insan su stresi yaşanan bölgelerde yaşıyor ve 1 milyar insan da yeterli ve sağlıklı suya ulaşamıyor. Her yıl 10 milyona yakın insan yetersiz ya da sağlıksız su nedeniyle hayatını kaybediyor. Dünyada sulanabilir toprakların yaklaşık yüzde 20’si ise aşırı sulama nedeniyle verim kaybına yol açacak kadar tuzlanmış durumda.

    İklim değişikliği ülkemizin de içinde bulunduğu birçok bölgede su kaynaklarının azalmasına yol açıyor. Nüfus artışı ile birlikte düşünüldüğünde yakın gelecekte kişi başına düşen kullanılabilir su miktarında azalmalar yaşanırken, yaşamımızın sürdürülebilmesi için gerekli su miktarında ise artışlar olacak.

    Peki böylesine önemli bir konuda hem siyasiler hem de işin uzmanları neler söylüyor?

    EMİNE ERDOĞAN: VİCDAN DEFTERİMİZDE YENİ SAYFA AÇALIM, SUYUMUZA SAHİP ÇIKALIM

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, “22 Mart Dünya Su Günü’nde vicdan defterlerimizde yeni bir sayfa açalım, suyumuza sahip çıkalım.” ifadesini kullandı. Emine Erdoğan, Dünya Su Günü’ne ilişkin sosyal medya hesabından yayımladığı mesajında, bir yudum suyun, bir fidanın filizlenmesi, bir tarlanın bereketi, bir nehrin akışı olduğunu belirtti.

    Emine Erdoğan, mesajında şu ifadelere yer verdi:

    Bir damla tasarruf, bir damla hayat demektir. Su verimliliği seferberliği, işte bu sorumluluk bilincinin bir tezahürü. Evlerimizde, iş yerlerimizde, tarlalarımızda suyu bilinçli kullanarak seferberliğe can olup her damlayı geleceğe taşıyalım. 22 Mart Dünya Su Günü’nde vicdan defterlerimizde yeni bir sayfa açalım, suyumuza sahip çıkalım.”

    BAKAN YUMAKLI: TEMİZ SU KAYNAKLARIMIZI DAHA AZ TÜKETMEK İSTİYORUZ

    Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, konu sadece su kazanımı değil, su kaynaklarımızı kullanırken de aynı zamanda çevresel ve ekonomik başta kazanımları da elde etmek. Temiz su kaynaklarımızı daha az tüketmek istiyoruz dedi.

    YUMAKLI: 6 YILDA NÜFUS YÜZDE 10 ARTARKEN SU VARLIĞI YÜZDE 20 DÜŞECEK

    İklim değişikliğinin etkilerinin her alanda doğrudan hissedildiğine dikkat çeken İbrahim Yumaklı, tarıma dayalı sanayi ve gıda ihtiyacını dikkate alarak, tarımsal üretime ve su kaynaklarına yönelik riskleri analiz ettiklerini, sadece 6 yılda nüfus yüzde 10 artarken su varlığında yüzde 20’lik düşüşü öngördüklerini bildirdi.

    Nüfus artışıyla su ihtiyacının da artacağına değinen Yumaklı, Uluslararası su endeksi var. Teorik olarak 1700 metreküplük kullanabileceğiniz suyun üzerinde ise bir ülke su zengini. 1700-1000 metreküp aralarındaysanız su stresi altındasınız ki, Türkiye öyle. 1000 metreküpün altında iseniz su fakirisiniz. Burada 1000 metreküpe yakın olmak da var, 1700 metreküpe yakın olmak da. Biz 1313 metreküpteyiz. Eğer bütün teorik çalışmalarımızı, planlamalarımızı, strateji belgelerimizi, eylemlerimizi belirledikten sonra bunları hayata koymazsak, çok yakında bu 1000 metreküpün altına düşmemiz son derece mümkün. İklim değişikliğine uyum kabiliyetimizin arttırılması adına su verimliliğinin son derece önemli ve gereklerinin yerine getirilmesinin kaçınılmaz olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum dedi.

    EBUBEKİR GİZLİGİDER: 2100 YILINA KADAR SU YÜZDE 25 AZALACAK!

    Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider ise “İklim Değişikliğinin Su Kaynaklarına Etkisi” çalışmalarında 2030, 2050, 2070 ve 2100 yıllarını kapsayan dönemler için iklim projeksiyonlarını elde ederek, havzalarda gelecek dönemde yüzey ve yer altı sularında ne gibi değişikliler olacağını tespit ettiklerini belirtti. Gizligider, “Yapılan bilimsel modelleme çalışmalarına göre su kaynaklarımızın 2100 yılına kadar yaklaşık yüzde 25 oranında azalabileceği tahmin ediliyor” dedi.

    GİZLİGİDER: TÜRKİYE SU STRESİ ALTINDA!

    Türkiye’nin su stresi altında olduğunu anımsatan Gizligider, “2030 yılıyla birlikte bazı havzalarımızın su bütçelerinde su açığı oluşabileceği yapılan su-nüfus projeksiyonu ile ortaya konuldu. Su kıtlığının ekosistem ve ekonomiye vereceği zararın önüne geçilebilmesi için sadece tarımda değil tüm mekânsal planlamaların suya göre yapılması elzem” ifadelerini kullandı.

    TZOB: İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ NEDENİYLE 2050 YILINDA TAHIL FİYATLARI YÜZDE 29 ARTABİLİR

    Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, su kaynaklarının geliştirilmesinde temel yaklaşımın çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik olması gerektiğini aktardı.

    İklim değişikliğinin çağın en önemli problemleri arasında yer aldığını ve yaşamın her alanında olumsuz etkilere sahip olduğunu kaydeden Bayraktar, iklim değişikliğinden en çok tarım sektörü etkilendiğini belirtti. Bayraktar, “Küresel ısınma kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle 2050 yılında tahıl fiyatlarında yüzde 29’a varan oranda artış yaşanmasının muhtemel olduğu ve bu durumda dünya üzerindeki milyonlarca kişinin daha açlık riskiyle karşı karşıya kalacağı tahmin ediliyor diye konuştu.

    BAYRAKTAR: 8,5 MİLYON HEKTAR ARAZİNİN 7,1 MİLYON HEKTARI SULAMAYA AÇILDI

    Dünyada tarım için küresel su talebinin 2050 yılına kadar yüzde 35 oranında artış göstermesinin beklendiğini söyleyen Bayraktar, Artan nüfusun gıda ihtiyacının karşılanması ancak tarımsal verimliliğin ve üretimin artışından geçiyor, bunun sağlanabilmesi için modern üretim teknolojilerine geçilmesi ve uygun araçların kullanılması gerekli. Su kaynaklarını kontrollü tüketmek için çalışmalar yapılması gerekiyor. 2023 yılı sonu itibarıyla ülkemizde ekonomik olarak sulanabilir 8 buçuk milyon hektar tarım arazisinin brüt 7,1 milyon hektarı sulamaya açıldı. Tarımsal üretimde suyun gücünü en üst seviyede kullanabilmek için, kalan 1,4 milyon hektar alanın da bir an önce sulamaya açılması gerekiyor açıklamasında bulundu.

    DURSUN YILDIZ: SUDA MİKTAR DEĞİL KALİTE SORUN OLACAK

    Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, gelecekte suda miktar değil kalite sorunu yaşanacağını belirterek, Su yöntemi Kızılırmak suyuna ihtiyaç duyulacak hale gelinmemesi üzerine yapılmalı dedi. Dr. Dursun Yıldız, Ankara’da günlük kişi başına çekilen su miktarının 239 litre ile Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu, bu ihtiyacın Ankara’daki barajların yanı sıra Kesikköprü Barajı (Kızılırmak) ve Gerede regülatörü-Çamlıdere hattından karşılandığını söyledi.

    TÜRKİYE 2050 YILINDA SU STRESİ YAŞAYACAK!

    Dursun Yıldız; Artan su stresi ülkelerin ekonomik büyümesini tehdit ettiğini söylüyor, bundan gıda üretimi de etkileniyor. Yine araştırma, dünyanın sulu tarımının yüzde 60’ının, (özellikle şeker kamışı, buğday, pirinç ve mısır) aşırı derecede yüksek su stresiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

    2050’ye kadar dünya nüfusunun 10 milyara çıkacağı öngörülüyor. Bu nüfusu beslemek için % 56 oranında daha fazla gıda üretilmesi gerekecek. Küresel nüfusun yarısı (yaklaşık 4 milyar) yılda en az bir ay aşırı derecede yüksek su stresine maruz kalıyor. 2050’de bu sayının yüzde 60’a çıkacağı öngörülüyor.
2050’de küresel gayrisafi millî hasılanın (GSMH) yüzde 31’i (70 trilyon dolar) yüksek su stresine maruz kalacak ifadelerini kullandı.

    YUSUF DEMİR: HER GÜN 6 BİN İNSAN SU VE SU KAYNAKLI PROBLEMLERDEN DOLAYI ÖLÜYOR

    Su uzmanı Prof. Dr. Yusuf Demir, ülkeler arası suya hakim olma mücadelesinin uluslararası güvenliği ve kriterleri tehdit eden boyutlarda artarak devam ettiğini, her gün 6 bin civarında insanın su ve suyun oluşturduğu problemlerden öldüğünü, dünyada su krizinin etkili olduğu nüfus dünya nüfusunun yüzde 40’ına yakın olduğunu söyledi

    DEMİR: SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK ÇALIŞMALAR YETERSİZ

    Dünyada son yıllarda yaşanan pek çok krizin altında gıda güvenliği, sağlıklı beslenme, sağlıklı ve sürdürülebilir suya ulaşma gibi konuların bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Yusuf Demir, “2024 yılının su günü temasının da bu içerik de olmasına rağmen maalesef sorunların çözümüne yönelik çalışmaların yetersiz kaldığı, her gün krizlerin derinleşerek büyüdüğü açıktır. Önümüzdeki yıllarda su savaşlarının çıkabileceğinin yıllardır tartışıldığı bir dünyada ülkeler arası krizler ve suya hakim olma mücadelesi ve politikaları uluslararası güvenliği ve kriterleri tehdit eden boyutlar da artarak devam etmektedir. Her gün 6 bin civarında insanın su ve suyun oluşturduğu problemlerden öldüğü dünyamızda su krizinin etkili olduğu nüfus dünya nüfusunun yüzde 40’ına yakındır. Ancak bu boyuttaki krize rağmen sınırlı faaliyetlerin dışında etkinlik, çalışma yapılamamakta, ülkelerin iç krizleri ve ülkeler arası krizler derinleşerek büyümektedir” dedi.

    SUYU KORUMAK VE İYİ YÖNETMEK İÇİN NELER YAPILMALI?

    Siyasiler, konunun uzmanları ve tarım sektörü temsilcileri… Herkes durumun vahametinin farkında. Ve önlem alınmayan her bir dakika su kaynaklarımız azalıyor. Peki bu süreçte hem kamu otoritesine hem de biz vatandaşlara hangi görevler düşüyor?

    Önümüzdeki süreç hepimizin daha dikkatli olması gereken bir dönem. Ülkesel yönetimden, yerel yönetimlere, sivil toplumdan, basına, daha doğru bir ifade ile 85 milyonun tamamı konuya duyarlı hale gelmeli, bir damla suyun kıymetini bilmeliyiz. Hepimiz sorumlu olduğumuzun bilinciyle davranmalı ve bundan sonraki yaşamımızı ve davranışlarımızı suyu korumaya yönelik geliştirmeliyiz. Su stresi yaşayan ve su fakirliği sınırına gelen ülkemizde bundan sonra yaşanabilecek sıkıntı ve felaketleri minimuma indirebilmek için suya sahip çıkmalı ve korumalıyız. Torunlarımızın yaşayacağı geleceğe yeşil ve sürdürülebilir bir dünya bırakabilmek, nefes alabilecekleri temiz hava ve içebilecekleri su taşıyabilmek için bu ülkenin her bir ferdinin elini taşın altına koyma zamanı geldi ve geçmektedir.

    Son cümle başlıkta da söylediğim gibi: SUSUZLUK GELECEĞİMİZ OLMASIN !

    Yazan: Taner ÖZTÜRK

    Son Yazılar

    spot_img

    Önerilen Yazılar

    ×
    ×