Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci, AA Editör Masası’na konuk oldu. Bakan Kirişçi, “2023’ten itibaren tarımsal destekler için sadeleştirme ve stratejik ürünler için ‘fark ödemesi’ kavramını gündeme getiriyoruz. Üreticinin pazarda görmek istediği fiyatla pazara sunduğundaki gerçek fiyat arasındaki fark ne ise biz bunu ödemeyi taahhüt ediyoruz.” dedi.
Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci, 2023 yılından itibaren tarımsal destekleri sadeleştirme ve stratejik ürünler için ‘fark ödemesi’ kavramını gündeme getireceklerini bildirdi.
Atölye’de Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası’nda gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Kirişci, ek bütçe ile tarımsal desteklerin 40 milyar liraya ulaştığını, bunun 20 sene önce kimsenin hayal edemeyeceği bir rakam olduğunu söyledi.
Kirişci, 2023’ten itibaren tarımsal destekleri sadeleştirme ve stratejik ürünler için fark ödemesi kavramını gündeme getireceklerini belirterek, “Üreticinin ürünlerinin bir maliyeti ve satmak istediği bir fiyat var. O fiyatı üretici pazara sunduğunda bulamazsa ve pazardaki fiyat, beklentisinin altında kalırsa, üreticiyi o yıl desteklemez, aradaki farkı ödemezseniz ertesi yıl üretimden yavaş yavaş çekilir. Tarım Kanunu’nun 19. maddesi gereğince, üreticinin pazarda görmek istediği fiyat ile pazara sunduğundaki gerçek fiyat arasındaki fark ne ise biz bunu ödemeyi taahhüt ediyoruz. Bunun üzerinden stratejik ürünlerle ilgili fark ödemesini gerçekleştireceğiz, 2023’te başlayacak. Henüz belirlemediğimiz bir pilot şehrimizde başlayacak. Bütün stratejik ürünlere bunları uygulayacağız.” diye konuştu.
Hayvancılıkta yemi, bitkisel üretim için de mazot ve gübreyi nakdi olarak değil ayni olarak vereceklerini ifade ederek, “Örneğin biz üreticiye ‘al şu mazotu, gübreyi kullan, üretimine başla’ diyeceğiz. Desteklemedeki sadeleştirme ve desteklerin ayni olarak yapılması finansal güçlük çeken üreticimiz için adeta can suyu olacaktır.” dedi.
“YEMİNLİ TARIM MÜŞAVİRLERİ ÜRETİCİLERİMİZE DANIŞMANLIK HİZMETİ VERECEK”
Kirişci, zirai ilacın “kalıntı” ile zikredildiğini belirterek, şu an ilaç konusunda bir desteklerinin bulunmadığını, bu anlamda üreticinin teknik danışmanlığa ihtiyacı bulunduğunu dile getirdi.
Desteklemelerin karmaşıklığının il ve ilçe müdürlüklerinde ziraat, gıda, su ürünleri mühendislerini ve veteriner hekimleri aşırı meşgul ettiğini ve arzuladıkları düzeyde çiftçilerin tarlasına, ahırına gidemediklerini belirten Kirişci, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunu sağlayacak bir “yeminli tarım müşavirliği”, bunun alt başlığı olarak yeminli gıda mühendisi, yeminli ziraat mühendisi, yeminli su ürünleri mühendisi, yeminli veteriner hekimler olacak. Aynı Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Nebati’nin yetkilerini haiz yeminli mali müşavir gibi yeminli tarım müşavirleri de benden alabileceği yetkileri alacak, sorumluluk da yüklenecek bu danışmana. Hangi zamanda, hangi ilacın, hangi miktarda atılması gerektiğine, hangi işlemlerin, ne şekilde yapılması gerektiğine ilişkin müşavirlerimiz üreticilerimize danışmanlık hizmeti verecek. Biz şu an onun eksikliğini hissediyoruz. Bu benim milletvekilliği dönemimden kalan bir özlemim. Bir meslek insanı olarak bizim meslektaşlarımızın, üreticimizin hemen yanı başında olmasını, onlara tabiri yerindeyse her dakika, her saniye yardımcı olmalarını yürekten istiyoruz. Bunu başardığımız gün, tarımımız bir tık yukarıya taşınmış olacak. ”
“KÜÇÜKBAŞIN YAYGINLAŞMASINI SAĞLAMALIYIZ”
Bakan Kirişci, canlı hayvan varlıkları ve buna bağlı olarak et üretimlerinin artmaya devam ettiğini belirterek, şöyle konuştu:
“2002’de 10 milyon civarında büyükbaşımız vardı, şu anda 18 milyon. 8,5 milyon ton süt üretiyorduk, şu an 24 milyon ton üretim yapıyoruz. 39 milyon civarında küçükbaşımız varken, bugün 57 milyon. Türkiye’nin kendi coğrafyası dikkate alınarak bunların artırılması gerekir. Biz kendimizi Almanya veya Kuzey Avrupa ülkeleriyle mukayese edemeyiz. O ülkelerin aldığı yağışlar ve sahip olduğu ekolojik varlıklarla kendimizinkileri bir tutamayız. Bu coğrafya küçükbaşın coğrafyasıdır. Biz küçükbaşı öne çıkarmalı ve yaygınlaşmasını sağlamalıyız.”
Kirişci, büyükbaşı desteklerken, küçükbaşın dezavantajlı hale gelmesini önlemeyi ve ikisi arasında denge sağlamayı amaçladıklarını vurguladı.
KIRSALDAN KENTE GÖÇÜ ÖNLEMEYE YÖNELİK ÇALIŞMALAR
Çiftçilerin yaptığı işin kutsallığına da dikkati çeken Kirişci, İtalyan, İspanyol, Portekizli çiftçilerin salgın döneminde evlerinden çıkmadığını ancak Türk çiftçilerin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla tarlalarına, bağ ve bahçelerine giderek üretmeye devam ettiğini hatırlattı.
Bu üretimlerin, kırsalın yeniden tahkim edilerek daha da geliştirilmesi gerektiğini belirten Kirişci, “O yıllarda eğitim ve sağlık hizmetleri belki yeterli değildi ancak bugün aslında kırsalımızın her şeyi var. Kırsala dönmek için de can atan büyükşehirlerde yaşayan epeyce de insanımız var. Biz bundan dolayı küçük aile işletmeciliğini teşvik ediyoruz. Bundan hareketle kırsala dönüşün hızlanacağını düşünüyoruz. Kadınlarımızı kırsalda tutmak için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızla da çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Özellikle kadının sosyal güvenceye sahip olması adına atılacak adımları tartışıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Milli Eğitim Bakanlığı ile de imzaladıkları protokole de değinen Kirişci, metruk vaziyetteki köy okullarının restore edilmesi ve oraların bir sosyalleşme merkezi haline gelmesi için müşterek çalışma yürüttüklerini anlattı.
Kirişci, amaçlarının, tarımın önemsenmesi için kırsala bakış açısını değiştirmek olduğunun altını çizerek, bu çerçevede kırsaldaki insanların elinden tutulması gerektiğini söyledi.
MERALARIN ISLAH EDİLMESİ
Kirişci, Türkiye’de yaklaşık 14-15 milyon hektar mera alanı bulunduğunu ancak buraların arzulanan düzeyde ıslah edilemediğini belirterek, “Özellikle mera alanlarının bulunduğu coğrafyadaki böyle korunuyor. Ormanın, 6831 sayılı Orman Kanunu’ndan dolayı büyük bir gücü var. Ancak meralar tabiri caizse her türlü tecavüze, işgale açık konumda bulunuyor. Bizim merayı korumamız ve ıslah etmemiz lazım. Bizim dönemimizde 1,5 milyon hektarlık kısmı konusunda ciddi bir çalışma yürütüldü, yürütülüyor ama mutlak surette özel sektörün, vatandaşın ve üreticinin sisteme dahil edilmesi gerekiyor.” diye konuştu.
HASAT TAKVİMİNDE 15 GÜNLÜK KAYMA OLDU
İklim değişiminin ve küresel ısınmanın dünyanın gündeminde yer alan konular olduğunu anımsatan Kirişci, coğrafyalara, ekolojilere ve iklimlere uygun çeşitlerin üretilmesinin önemine işaret etti.
Vahit Kirişci, bu yıl hasat takviminde en az 15 günlük bir kayma olduğunu vurgulayarak, sözlerini, “Çok yıllık veya meyve ağaçlarında bu pek mümkün değil ama diğer ürünlerde hastalık ve zararlılara, kuraklığa veya rutubete dayanıklı çeşitler geliştiriliyor. Bu çeşitleri de üreticilerimize kullandırmanın gayreti içerisindeyiz. İstiyoruz ki sertifikalı tohum kullanımı yaygınlaşsın. Ekilmeyen alanlarla ilgili tohumun yüzde 75’ini biz sübvanse ettik. Üreticimize ‘burası boş kalmasın, üretim yap’ dedik. Bu tür tedbir ve desteklerimiz var.” diye tamamladı
Kirişci, Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) Türkiye’nin 500 noktasında alım yapabilen bir regülasyon kurumu olduğunun altını çizerek, TMO’nun sadece kendi depolarına gelenlerden değil lisanslı depolardaki ürünlerden de alım yaptığını ifade etti.
TMO’nun kapsamında olmayan ürünlere de destekler verildiğine dikkati çeken Kirişci, “Biz 65 kalem üründe destek veriyoruz. Oldukça karmaşık, benim bile zorlandığım bir mevzuat var, biz buraları da sadeleştireceğiz. Kolay anlaşılabilir hale dönüştüreceğiz.” diye konuştu.
Kirişci, tarım arazileri ve üreticiye yönelik bir aplikasyon yapacaklarını dile getirerek, “Bir uygulamayla tarlaya ne ekileceğine biz karar vereceğiz ve üreticiyi yönlendireceğiz. Üretici kiralayacaksa da satın alacaksa da oradaki üretim kabiliyetinin ne olduğunu bilerek yapacak. Bunu aynı zamanda sözleşmeli tarımda da kullanacağız. Burada tarafların gerçek olup olmadığı noktasında da yardımcı olacağız.” ifadelerini kullandı.
AYÇİÇEĞİNDE YETERLİLİĞİMİZ YÜZDE 63
Kirişci, göreve gelmesinden birkaç gün sonra ayçiçeği yağı krizinin yaşandığını belirterek, bunun vatandaşta panik oluşturma çabasının bir tezahürü olduğunu söyledi. Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde bir vatandaşın yaklaşık 3 yıl yetecek stok yaptığının görüldüğünü ifade eden Kirişci, “Böyle bir stoklamaya hiçbir ülkenin tahammülü yoktur. Türkiye olarak ayçiçeğinde kendine yeterliliğimiz yüzde 63, yüzde 37’sini ithal ediyoruz.” dedi.
Kirişci, tarımsal planlamanın stratejik ürünlere göre yapıldığını vurgulayarak şunları kaydetti:
“Stratejik ürünlerle stratejik olmayan ürünleri birbirinden ayırt etmeliyiz. Bu, ‘muz, domates, salatalık yetiştirilmesin’ demek değil. Bunlardan hangileri bizim için vazgeçilmez denildiğinde un bizim için ilk akla gelendir, hakeza yağdır. Şeker, az tüketilir, çok tüketilir ama bunlar bitkisel üretim tarafında olmazsa olmazlarımız. Hayvansal üretim tarafında da et, süt, yumurta diyoruz. Bizim mutlaka stratejik ürünlere ilgi göstermemiz gerek. Un, yağ, şeker gibi stratejik ürünlerle ilgili güzel bir planlama yapacağız. İhtiyacımız olan ürünlerde kendi kendimize yeterliliğimizi sürdüreceğiz.” Nüfusun her yıl 600 bin kişi arttığına dikkati çeken Kirişci, üretimin de buna göre artırılması gerektiğini söyledi. Kirişci, “Mutlak surette bu zamana kadar yaptığımız gibi planlı programlı şekilde üretimi artırmayı sürdürmek durumundayız. Buğday üretiminde 20 yılda kendi iktidarımız döneminde yüzde 40 artış sağladık. Destekleri ona göre artırdık.” dedi.

