Türk Akademisi Siyasi Sosyal Stratejik Araştırmalar Vakfı (TASAV) tarafından yayımlanan “Türkiye’de Tarım Sektörü Mevcut Durum, Sorun Alanları ve Çözüm Önerileri” başlıklı raporda, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Sosyal ve Beşerî Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Turan, Tarımın Dönüşen Yüzü ve Türkiye İçin Stratejik Yol Haritası başlıklı giriş makalesinde tarımın dönüşen yapısını, Türkiye’nin stratejik önceliklerini ve geleceğe yönelik politika önerilerini kapsamlı biçimde ele alıyor.
Prof. Dr. Turan, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana tarımın yalnızca bir üretim biçimi değil, toplumsal yaşamın, kültürün ve ekonominin temel yapı taşlarından biri olduğuna dikkat çekiyor, gıda üretiminin sürekliliğinin insan yaşamının sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahip olduğunu hatırlatıyor. Ancak 21. yüzyılda tarım sektörünün iklim değişikliği, nüfus artışı, doğal kaynakların tükenmesi, kentleşme, küresel rekabet ve teknolojik dönüşüm gibi pek çok meydan okumayla karşı karşıya olduğuna da vurgu yapıyor.
Turan’a göre, “Tarım artık yalnızca geleneksel yöntemlerle ele alınabilecek bir alan olmaktan çıkmış; çok disiplinli, stratejik ve yenilikçi yaklaşımlar gerektiren bir sektöre dönüşmüş.”
KÜRESEL VE ULUSAL BAĞLAMDA TARIM POLİTİKALARI
Prof. Dr. Turan, tarım politikalarının bir ülkenin gıda güvenliği, kırsal kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik ve ekonomik büyüme hedefleri doğrultusunda şekillendiğini belirtiyor. Günümüzde yalnızca verimlilik odaklı politikaların yeterli olmadığını; üretici refahını, çevreyi ve tüketici sağlığını da gözeten bütüncül bir yaklaşımın gerekliliğini ifade ediyor.
Küresel düzeyde tarım politikalarının giderek daha fazla iklim değişikliğiyle mücadele, biyolojik çeşitliliğin korunması, çevresel etkilerin azaltılması ve yenilikçi teknolojilerin yaygınlaştırılması gibi başlıklara odaklandığını aktaran Turan, Avrupa Birliği’nin Ortak Tarım Politikası (CAP) örneğini vererek “sürdürülebilirlik temelli teşvik sistemlerinin çevre dostu üretimi teşvik ettiğini” dile getiriyor.
Türkiye’de tarım politikalarının tarihsel olarak destekleme alımları, sübvansiyonlar ve fiyat müdahaleleri üzerine kurgulandığını, ancak zaman içinde Avrupa Birliği’ne uyum süreci, Dünya Ticaret Örgütü normları ve serbest piyasa koşullarıyla dönüşüm geçirdiğini belirtiyor. Buna rağmen, küçük ölçekli üreticilerin güçlendirilmesi, gençlerin tarıma yönlendirilmesi ve kırsal altyapının geliştirilmesi konularında uygulamaların yeterince etkili olamadığını ifade ediyor.
Turan’a göre, “Tarım politikalarının yeniden yapılandırılması sürecinde üretici kooperatiflerinin desteklenmesi, bölgesel kalkınma odaklı planlamaların yapılması, girdi maliyetlerinin azaltılması ve tarımsal pazarlama kanallarının çeşitlendirilmesi öncelikli alanlar olmalı.”
Turan, ayrıca tarımsal desteklerin dağılımında etkinlik ve şeffaflık sağlanmasının, kooperatifçilik ve örgütlü üretimin güçlendirilmesinin Türkiye tarımının geleceği açısından kritik olduğunu vurguluyor.
İKLİM KRİZİ VE TARIMSAL DİRENÇLİLİK
İklim değişikliğinin tarım sektörü üzerindeki etkilerine geniş yer veren Prof. Dr. Turan, artan sıcaklıkların, değişen yağış rejimlerinin, kuraklık ve sel gibi ekstrem hava olaylarının hem üretim miktarını hem de kalitesini doğrudan etkilediğini söylüyor. Tarımın, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen sektörlerden biri olmasının yanı sıra sera gazı emisyonlarının da önemli bir kaynağı olduğunu hatırlatıyor.
Bu nedenle tarımsal üretimin iklim krizine karşı dirençli hale getirilmesinin büyük önem taşıdığını belirten Turan, “İklime dirençli tarım; toprak sağlığını koruyan tekniklerin uygulanmasını, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını, çeşitliliğe dayalı üretim modellerini ve erken uyarı sistemlerini kapsar.” diyor.
Türkiye özelinde İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde kuraklık riskinin giderek arttığını belirten Turan, yer altı su kaynaklarının azaldığına dikkat çekiyor. Bu nedenle kuraklığa dayanıklı tohum geliştirilmesi, modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılması ve çiftçilere yönelik iklim okuryazarlığı eğitimlerinin artırılmasının gerekli olduğunu ifade ediyor. Ayrıca, “Tarımsal sigortacılığın yaygınlaştırılması ve afet sonrası destek mekanizmalarının hızla devreye alınması, iklim krizine karşı dirençlilik açısından kritik araçlardır.” diye ekliyor.
TARIM 4.0: DİJİTALLEŞEN TARIMIN GELECEĞİ
Prof. Dr. Turan, tarımda yaşanan dönüşümün en çarpıcı boyutlarından birinin dijital teknolojilerin üretim süreçlerine entegre edilmesi olduğunu vurguluyor. Tarım 4.0 olarak adlandırılan bu dönüşümün; nesnelerin interneti (IoT), yapay zekâ, büyük veri analitiği, robotik sistemler, drone teknolojileri ve uydu görüntüleme gibi yenilikçi çözümlerle tarımın verimliliğini, izlenebilirliğini ve sürdürülebilirliğini artırmayı hedeflediğini belirtiyor.
Sensör destekli toprak analizleriyle hangi tarlaya ne kadar gübre veya su gerektiğinin bilimsel verilerle belirlenebildiğini, böylece kaynak israfının önlenirken çevre dostu üretimin mümkün olduğunu aktarıyor. Yapay zeka tabanlı tahmin modellerinin hastalık ve zararlıları erken tespit etmeye imkân sağladığını, dronlarla yapılan ilaçlama ve veri toplama işlemlerinin yüksek hassasiyet sunduğunu ifade ediyor.
Türkiye’de Tarım 4.0 uygulamalarının henüz başlangıç aşamasında olduğunu aktaran Prof. Dr. Turan, kamu politikaları ve özel sektör yatırımlarıyla bu alanda ivme kazanıldığını vurguluyor. Turan şöyle devam ediyor:
“Tarımda dijitalleşmenin yaygınlaştırılabilmesi için kırsal alanlarda internet altyapısının geliştirilmesi, çiftçilerin dijital okuryazarlık düzeyinin artırılması ve girişimciliğin desteklenmesi önem arz etmektedir. Ayrıca, tarım verilerinin bütüncül biçimde toplanması, analiz edilmesi ve karar destek sistemlerine entegre edilmesi yönünde kamu-üniversite-özel sektör iş birliklerinin güçlendirilmesi gerekmektedir.”
TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK ÖNCELİKLER
Prof. Dr. Turan, Türkiye’nin sahip olduğu biyolojik çeşitlilik, farklı iklim kuşakları, verimli toprakları ve genç nüfusu ile büyük bir tarım potansiyeline sahip olduğunu hatırlatıyor. Bu potansiyelin stratejik bir vizyonla değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şu başlıklara dikkat çekiyor:
- Veri Temelli Tarım Planlaması: Tarım arazilerinin niteliği, ürün desenleri, su kaynakları ve iklimsel değişkenlikler dikkate alınarak veri tabanlı planlamalar yapılmalı; arz-talep dengesi gözetilmelidir.
- Kırsalda Gençleşme ve Kadın Güçlenmesi: Gençlerin tarıma yönlendirilmesi, kadın üreticilerin desteklenmesi ve karar alma süreçlerinde aktif rol almaları sağlanmalıdır.
- Akıllı Kooperatifçilik: Küçük üreticilerin bir araya gelerek ortak altyapı ve pazarlama çözümleri geliştirmesi; kamu, özel sektör ve STK iş birliklerinin güçlendirilmesi gerekmektedir.
- Ar-Ge – Üniversite-Sanayi İş Birliği: Tarımsal araştırmalar desteklenmeli, inovatif tarım teknolojileri sahaya hızla aktarılmalı; tarım teknoparkları bu dönüşümde kilit rol oynamalıdır.
- Gıda Egemenliği ve Güvenliği: Yerli üretimin desteklenmesi, dışa bağımlılığın azaltılması ve sağlıklı gıdaya erişimin güvence altına alınması temel hedefler arasında yer almalıdır.
BİLGİ, TEKNOLOJİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EKSENİNDE YENİ BİR TARIM VİZYONU
Prof. Dr. Erol Turan, raporda kaleme aldığı giriş bölümünü şu değerlendirmeyle tamamlıyor:
“Tarımın geleceği, geçmişin deneyimlerinden öğrenerek, günümüzün teknolojilerini kullanarak ve sürdürülebilirlik ilkelerini merkeze alarak şekillendirilebilir. Bu bağlamda, bilgiye dayalı, katılımcı, çevre dostu ve adil bir tarım vizyonu inşa etmek; sadece bugünün değil, gelecek kuşakların da sorumluluğudur.”

