İnsanın kendine ayırdığı özel vakitler vardır. Benim için o anlardan biri, her gün en az bir saatimi belgesel seyretmeye ayırmaktır. Farklı alanlarda, farklı konularda belgesel izlemek bana büyük keyif verir. O kısa süre içinde dünyanın bir ucunda yapılan işleri öğrenmek insana tarifsiz bir zenginlik katar. İşte o belgesellerden biri de hepinizin bildiği “Nasıl Yapılır?” programı.
Sabahın ilk ışıklarında DMAX kanalında bu programı izlerken Güney Afrika’da tiftik üretimini anlatıyorlardı. Bir ziraat mühendisi olarak hemen ilgimi çekti. Belgeselde, 1838’de Osmanlı Sultanı II. Mahmut’un Güney Afrika’ya 12 kısırlaştırılmış erkek ve 1 dişi Ankara keçisi gönderdiği anlatılıyordu. Neden gönderildiği hâlâ tam bilinmiyor… Kimine göre dostluk hediyesi, kimine göre Osmanlı’nın tiftik tekeline karşı bir hamleydi. Erkek keçiler kısır gönderilmişti ama sürüdeki tek dişi keçi hamileydi. Yolculuk sırasında doğurduğu oğlak, kısır olmayan ilk erkek keçi oldu. İşte o yavru, Güney Afrika’nın bugün milyonlarca dolarlık endüstrisinin ilk adımıydı.
Bugün Güney Afrika’da yaklaşık 800 bin tiftik keçisi var. Ülke hem dünyanın en büyük tiftik üreticisi hem de tiftik borsasının sahibi. Bu manzara bana mercimeği hatırlattı. O mercimek ki, bir zamanlar bizim elimizdeydi; bugün ise Kanada’yı dünyanın bir numaralı mercimek üreticisi ve ihracatçısı yaptı.
Ne yazık ki elimizdekilerin kıymetini bilmiyoruz. “Bunu küresel dünyada engelleyemezsiniz” diyenler olabilir, haklıdırlar da… Ama asıl sorulması gereken şudur: Neden üretmiyoruz? Neden üretmek için çaba göstermiyoruz?
ANKARA KEÇİSİNİN BİZDEKİ YOLCULUĞU
Ankara İl Tarım ve Orman Müdürlüğünde yer alan bilgilere göre; Ankara keçisi, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya göç ederken beraberlerinde getirdikleri bir ırk. Anadolu’ya yerleştikten sonra özellikle İç Anadolu’nun iklimine uyum sağlayarak kendine özgü nitelikler kazanmış. Bugün dünyada “Angora Goat” olarak tanınan bu ırk, etinden derisine, nadiren de sütünden fayda sağlasa da en kıymetli ürünü her zaman tiftik olmuştur.
Tiftik, yani mohair, dünyada birçok ülkede üretiliyor ama hiçbir yerde Anadolu’daki incelik ve yumuşaklık seviyesine ulaşılamıyor. Yine de rakamlara baktığınızda tablo düşündürücü: Dünyada ortalama tiftik verimi 3-6 kilo, yani yaklaşık 4 kilo civarında. Türkiye’de ise bu miktar sadece 1,7-1,8 kilo. Başka ülkeler bizden iki kat fazla tiftik alıyor, biz ise yerimizde sayıyoruz.

Peki Ankara keçisinin sayısı ne durumda? Türkiye genelinde tiftik keçisi sayısı ise; 1991 yılında 899 bin, 2000 yılında 274 bin, 2009 yılında 99 bin başa kadar düştü. 2009 yılına kadar sürekli düşüş gösteren Ankara keçisi varlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “Halk Elinde Islah Projesi” ve verilen desteklerle yeniden yükselişe geçti. 2018’de sayı 210 bin başa, tiftik üretimi ise 371 tona çıktı. Ardından 2020’de başlatılan “Ankara Tiftik Keçisi Yetiştiriciliğinin Geliştirilmesi Projesi” sayesinde sürülere genç ve kaliteli tekeler katıldı, kırkım makineleriyle tiftiğin kalitesi artırıldı. 2021’de Ankara keçisi sayısı 267 bin başa, tiftik üretimi de 468 tona ulaştı.

2022’de ise tekrar düşüş eğilimine girerek 237 bine düştü. Ardı sıra gelen 2023 yılında 198 bin, 2024 yılında ise 194 bine düştü. Veriler diyor ki Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, tiftik keçisi üretimine destek vermemiş. Zaten ülke hayvancılığının ne durumda olduğunu biliyoruz. Bu da ona bir örnek daha.
CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDAKİ HAMLELER
Cumhuriyet’in büyüklüğü burada da ortaya çıkıyor. 1929’da Ankara keçisinin ıslahı ve tiftiğin iç pazarda işlenerek yurtdışına satılması için Türkiye Tiftik Cemiyeti kurulması gündeme geldi. Cemiyet, 1930’da çalışmaya başladı.
1956’ya kadar Türkiye, tiftik ihracatında dünyada ilk sıradaydı. Ama bugün o koltuğu Güney Afrika’ya kaptırdık. Artık ABD’den Hindistan’a, Fransa’dan Pakistan’a, Avustralya’dan Kenya’ya Ankara Keçisi yetiştirmek için bir çaba var.
Başta Osmanlı Padişahı II Mahmut tarafından Güney Afrika’ya gönderdiğini ifade ettim. Belgesel de böyle geçiyordu. Ancak farklı kaynaklarda büyük farklılıklar var. Kimi, Osmanlı’dan gönderilen keçilerle Güney Afrika’daki tiftikçiliğin başladığını anlatıyor; kimi ise 1838’de Hindistan ordusunda görevli Albay Henderson’un 12 teke ve 1 anaç keçiyi Güney Afrika’ya götürdüğünü söylüyor. Hangisi doğru olursa olsun sonuç değişmiyor: Biz elimizdeki değeri koruyamadık (Kasapoğlu, T. (1996) Tiftikçiliğimizin öyküsü. Çiftçi ve Köy Dünyası, (136) 10-14).
PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK?
Dünyada “elmas lif” olarak kabul edilen bu kıymetli tiftiği ne zaman yeniden dünya lideri olabilecek seviyede üretip işleyeceğiz? Burada görev bugünün Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya düşüyor. Başkentin bu büyük hazinesine sahip çıkacak mı, çıkmayacak mı? Hep birlikte göreceğiz. Ben dile getirdim, sahip çıkmak artık ona kaldı.
Ama unutmasın, eğer o sahip çıkmazsa, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş çıkar ve sahip çıkar. Bakan elini çabuk tutsa iyi olur. Benden söylemesi.

