Son Yazılar

TARIM SEKTÖRÜ SON 28 YILIN EN KÖTÜ DÖNEMİNİ YAŞIYOR

Türkiye’de tarım sektörü her yıl farklı başlıklarla gündeme geliyor. Geçen yıl üretici fiyatlarıyla konuşulan tarım, bu yıl kuraklık, zirai don ve dolu gibi doğal afetlerle anılıyor. Özellikle mart ve nisan aylarında yaşanan şiddetli zirai don, ilk tahminlere göre meyve üretiminde yaklaşık 7 milyon tonluk bir kayba yol açtı.

Meyvecilikteki bu dramatik kaybın yanında, kışlık tahıllarda da büyük bir darbe söz konusu. Buğday üretiminde %6, arpada %8, çavdarda %6, tritikalede %8 ve yulafta %23 oranında üretim düşüşü yaşandı. Nohut üretimi artmış olsa da mercimekte %14’lük bir azalma gözlemleniyor. Patates üretimi %13 gerilerken, para etmeyen kuru soğanda sadece %3’lük sınırlı bir artış var. Üretim tarafındaki her kayıp, çiftçinin gelirini eritirken; tüketicinin sofrasına yüksek fiyat olarak, ülke ekonomisine ise dış ticarette pazar kaybı olarak yansıyor.

Geçen yıl çiftçi için zor bir yıldı. Bu yıl daha da zor olacağını söylüyorduk ama iklimin bu denli sert etki edeceğini tahmin etmek güçtü. Orta Vadeli Program’daki hedeflere ulaşmakta en yalnız bırakılacak kesimin çiftçiler olacağını yazdığımda, doğal afetlerin bu yalnızlığa tuz biber ekeceğini öngörememiştim.

TÜİK’in açıkladığı 2025 yılı I. Çeyrek Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verileri, bu tabloyu daha da netleştiriyor: Türkiye ekonomisi %2 büyürken, tarım sektörü aynı dönemde %2 küçüldü. Üstelik bu küçülme yeni değil. Son 28 yılda tarım sektörü, ilk çeyrekte 10 kez daralma yaşamış. Ancak bu kez tablo daha vahim.

TÜİK Tarım sektörünün GSYH raporu

Tarımın GSYH içindeki payı, 2025 yılının ilk çeyreğinde sadece %2,2 oldu. Bu oran, son 28 yılın en düşük seviyesi. 1998’de %6,4 olan pay, yıllar içinde adım adım azaldı ve bugün artık tarihsel bir dibe vurdu. Bu veri bize bir gerçeği gösteriyor: Türkiye’nin tarım sektörü giderek küçülüyor, milli gelir pastasından hak ettiği payı alamıyor.

Oysa sürekli “Tarım siyaset üstüdür” deniliyor, “Milli güvenlik kadar önemli” deniliyor. Peki gerçekten öyle mi? Rakamlar hiç de bunu söylemiyor. Üstelik bu başarısızlığın bedelini yalnızca çiftçi değil, tüm ülke yüksek gıda enflasyonuyla ödüyor. Türkiye, Avrupa ve OECD ülkeleri içinde en yüksek gıda enflasyonuna sahip ülkelerden biri haline geldi.

Son 4 yılın ortalamasına baktığımızda tarımın milli gelirden aldığı pay %5,9 civarındaydı. Bugünkü ilk çeyrekte ki %2,2’lik seviye, yalnızca bir ekonomik daralma değil; aynı zamanda gıda güvencesi, kırsal istihdam ve üretim geleceğimiz açısından büyük bir alarmdır. Bu gidişatın kısa vadede düzeleceğine dair de bir işaret yok. Çünkü fiyat baskısı devam ediyor, destekler yetersiz, doğal afetlerin etkisi ise derinleşiyor.

Çiftçi bu yılı bir şekilde atlatabilir ama önümüzdeki yıllar bu yılın faturasını daha ağır ödeyecek. Artık vakit kaybetmeden üretimi ayağa kaldırmak zorundayız. Çünkü bu ülkenin başka çaresi yok. Gıda güvenliği için üretmek, üreticiye sahip çıkmak zorundayız. Bugün gösterilmeyen destek, yarın ithalata bağımlılıkla geri dönecek.

Ve unutmayalım: Tarım küçülürse, ülke küçülür.

Son Yazılar

Önerilen Yazılar