Son Yazılar

ŞAP KRİZİNE BAKIŞLAR: MEHDİ EKER’İN RAPORU, YUMAKLI’NIN KARARI

Geçtiğimiz Haziran ayının son günü Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Ersin Dilber’in imzasını taşıyan ve 81 ildeki Tarım ve Orman Müdürlüklerine “ACELE” koduyla gönderilen bir yazı sektöre bomba gibi düştü: “Hayvan satış yerlerinin kapatılması.” Bu karar, pandeminin o ilk günlerindeki panik havasını tekrar hatırlattı. O günlerde insanlar evlerine kapanmıştı, bugün ise hayvanlar. Ve bu defa mesele sadece sağlık değil; çok daha derin, çok daha yıkıcı bir ekonomik felaketin habercisiydi.

Tarım ve Orman Bakanlığı, gelen tepkiler üzerine iki gün sonra zorunlu bir açıklama yaptı. Açıklamaya göre, Kurban Bayramı sonrası hayvan hareketliliğinin artmasıyla birlikte yeni bir şap hastalığı serotipi (SAT1) tespit edilmişti. Hastalığın yayılmasını engelleyecek aşı ise henüz elde yoktu. Bu durumda yapılacak tek şey, hayvan hareketlerini durdurmak, yani hayvan pazarlarını kapatmaktı. Ancak bu önlemler zamanla yarışırken, her geçen gün üreticinin cebinden milyarlarca lira akıp gidiyor.

Bilimsel araştırmalar şap hastalığının üretimde nasıl dramatik kayıplara yol açtığını net biçimde ortaya koyuyor.

  • Thomson et al. (2002), OIE Scientific and Technical Review
  • Radostits et al. (2007), Veterinary Medicine
  • Knight-Jones & Rushton (2013), Preventive Veterinary Medicine

Bu kaynaklara göre, süt sığırlarında laktasyon süresince süt verimi %50’ye kadar düşebiliyor. Bazı sürülerde bu oran %80’e ulaşabiliyor. Şap hastalığı, iştahsızlık, ateş, ağız içi yaralar nedeniyle yem tüketimini azaltırken, genç hayvanlarda canlı ağırlık artışı %30 ila %70 oranında düşüyor. Gebe hayvanlarda düşükler, infertilite; yeni doğan buzağılarda ise kalp kası iltihabına bağlı ani ölümler yaşanabiliyor. Türkiye’de her yıl 500 bin buzağı ölümüne tanıklık eden bir ülke olarak bu sayının artması, sektörün iflası anlamına gelebilir.

Bu noktada dikkate değer bir rapor devreye giriyor. Eski Tarım ve Orman Bakanı Mehdi Eker’in başkanlığını yürüttüğü Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi (TARPOL) tarafından hazırlanan “Şap Hastalığı 2025 – Ekonomik Etki ve Ulusal Mücadele Stratejisi” raporu, olası bir şap salgınının büyükbaş hayvan varlığının %30’unu etkilemesi durumunda ortaya çıkabilecek yıllık ekonomik kayıpları şöyle sıralıyor:

  • Et üretim kaybı: 2,3 milyar dolar
  • Süt üretim kaybı: 875 milyon dolar
  • İlaç giderleri: 416 milyon dolar
  • Aşı uygulamaları: 50 milyon dolar
  • Buzağı ölümleri: 25 milyon dolar
  • İhracat kaybı: 437 milyon dolar

Ve bu rakamlara, hastalığın yayılması halinde uygulanabilecek ihracat yasaklarının etkisi de dahil edildiğinde yıllık toplam zarar 4,1 milyar dolara, yani yaklaşık 162 milyar TL’ye ulaşıyor.

ABD’nin bu hastalıkla mücadele için 25 yıl boyunca 25 milyar dolar harcadığını öğrenince, karşımızdaki tehdidin boyutu çok daha net anlaşılıyor. Üstelik bu raporu hazırlayan kurumun başında, halen Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu’nda görev yapan eski bir bakanın bulunması, ciddiyetin altını bir kez daha çiziyor.

Elbette Bakanlığın elinde bir “Şap Hastalığı Acil Eylem Planı” var. Bu plana göre salgın durumunda yerel kontrol merkezleri oluşturuluyor ve veteriner hekimler hızla bölgeye yönlendiriliyor. Türkiye genelinde 8.260 kamu veterineri, 9.850 özel veteriner, 1.014 veteriner teknisyeni ve üniversiteler ile belediyelerde görevli yaklaşık 4.400 veteriner hekimimiz görev başında. Ancak bu sayılar, salgının önünü almaya yeterli olacak mı?

Bugün geldiğimiz noktada, sadece bu serotip değil; gelecekte karşılaşacağımız olası yeni şap türleri için de hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bu da sektörde topyekûn bir mücadele ve koordinasyonu zorunlu kılıyor. Tarım ve Orman Bakanı’nın bu süreçte amasız, fakatsız sektörle acil bir zirve gerçekleştirmesi elzemdir. Çünkü bu sadece bir veterinerlik sorunu değil; et fiyatlarından tüketici güvenliğine, hayvancılık stratejisinden ihracat pazarlarımıza kadar uzanan çok yönlü bir krizdir.

Geçtiğimiz günlerde Bakanlık, hayvan pazarlarının bilinçli şekilde kapatılmasının “yapay et üretimini teşvik için yapıldığı” iddialarına karşı bir açıklama yaparak kamuoyunu rahatlatmaya çalıştı. Ancak bu tür açıklamalar sektörü değil, sadece Bakanlığı rahatlatır. Üretici ve tüketicinin aklındaki soruların net ve şeffaf bir biçimde yanıtlanması gerekiyor.

Sahadan bize gelen sorular da bu belirsizliği gösteriyor:

“Et almalı mıyız?”, “Alırsak nereden alalım?”, “Fiyatlar daha da artar mı?”

Bu soruların çoğalmaması için artık ACİL EYLEM PLANI raftan indirilmeli, uygulamaya geçmelidir.

Son Yazılar

Önerilen Yazılar