Ülkemizde üretim konusunda önemli bir yer tutan turunçgil, meyve suyu sanayisinde, sofralık tüketim olarak ve günümüzde yeni yeni biyoinsektisit yapımında kullanılmaktadır.
İlk olarak Güneydoğu Asya’dan üretime başlanan turunçgil, şu anda dünyanın her yerinde yetişebilme özelliğine sahiptir. Ülkemizde ise özellikle Akdeniz Bölgesi’nde büyük oranda üretimi yapılmaktadır. 2020 yılında kayıt edilen verilere göre üretim en çok Adana ilinde yapılmaktadır. Bu sırayı daha sonrasında Mersin, Hatay ve Antalya takip etmektedir.
Ülkemizde hem iç pazar hem de dış pazar konumunda önemli bir yer tuttuğundan turunçgil hastalıklarıyla mücadele de büyük önem arz etmektedir. Ülkemizde ve dünyada turunçgil hastalıkları ile mücadelede, özellikle de turunçgil zararlıları ile mücadelede birçok teknik kullanılmaktadır.
TURUNÇGİL NEDİR?
Turunçgil, bir diğer deyişle narenciye, Rutaceae familyası Citrus cinsine giren bitkilerdir. Taç ve 5 parçalı çanak yaprakları bulunan narenciyenin birçok türü vardır. C vitamince zengin olan ve meyvesi tüketilen bu bitkiden kaliteli verim elde etmek için, dönem dönem ortaya çıkan ve büyük tahribatlar yaratabilen turunçgil zararlı böcekleri ile tam zamanında mücadele edilmelidir. Ancak bu turunçgil zararlıları ile mücadele edilirken, doğal düşmanlara karşı zarar verilmemesine büyük önem gösterilmelidir.
Aynı şekilde turunçgil hastalıklarıyla mücadele edilirken de eğer kimyasal ilaçlama yöntemi kullanılacaksa, etiket dozuna uyularak uygulama yapmak gerekmektedir. Aksi takdirde yapılan uygulamalar verimi düşürmekte ve pazara sunulurken büyük sorunlar yaratabilmektedir.
KAÇ ÇEŞİT TURUNÇGİL VARDIR?
Farklı renklerde meyvelere sahip olan turunçgil çeşitleri birbirinden farklı ekonomik değerlere sahiptir. Özellikle ülkemizde pazar bulma konusunda ve ekonomik değer olarak ön plana sahip olan portakaldır. Diğer turunçgil çeşitleri ise;
- Turunç
- Greyfurt
- Bergamot
- Ağaç kavunu
- Mandalina
- Lime
- Limon
- Kumkuat
- Kaba limon
- Pamelo
TURUNÇGİL HASTALIKLARI NELERDİR?
Bitkilerde hastalık yapan etmenler tek başına olabildiği gibi, birden fazla etmen bir araya gelerek de kompleks bir hastalık meydana getirebilir. Bitkilerde hastalık yapan bu etmenler viral, bakteriyel, fitoplazmik veya fungal kökenli olabilir.
Özellikle narenciye hastalıkları ile mücadele edebilmek için bu hastalık etmenlerini doğru tanılamak ve bu tanılamadan sonra etmene uygun doğru turunçgil hastalık tedavisi uygulanması gerekmektedir.
KAHVERENGİ LEKE HASTALIĞI
Turunçgillerde, özellikle de mandalina ağacı hastalıkları olarak büyük önem taşıyan fungal (mantari) kökenli bir hastalıktır. Etmeni Alternaria alternata f. sp. citri ’dir. Daha çok genç yaprak ve genç sürgünlerde meydana gelen bu hastalık, meyve üzerinde de gelişim gösterebilmektedir.
Hastalık başlangıcında küçük olarak meydana gelen lekeler, hastalık ilerledikçe genişlemeye başlar. Mandalina ağacının yaprakları neden sararır diye merak ediyorsanız bu hastalıktan şüphelenmeye başlamalısınız. Çünkü bu hastalık, yaprakların sararmasına, yırtılmasına, delinmesine ve dökülmesine neden olur.
Genç sürgünlerin ölümüne de etki etmektedir. Meyvelerde ise siyah ve oval lekeler şeklinde görünmektedir. Sadece mandalina da kalmamakla birlikte diğer turunçgil bitkilerinde, özellikle de limonda mantar hastalığı olarak dikkat edilmesi gereken hastalıklardan biridir.
MEYVEDE KAHVERENGİ ÇÜRÜKLÜK VE GÖVDE ZAMKLANMASI
Etmeni Phytophthora citrophthora‘dır. Hem meyvede çürüklük hem de gövde zamklanması yapan ve birçok konukçuya sahip önemli bir turunçgil hastalıkları bireyidir. Limon hastalıkları bakımından büyük ekonomik öneme sahip bu etmen aynı zamanda kaba limon, portakal, mandalina, altıntop, ağaç kavunu ve turunçta da görülmektedir.
Enfekte olmuş turunçgil meyvelerinin kabuğu derimsi bir görünüme sahip olmakla birlikte, isminden de anlaşılacağı gibi meyvelerde kahverengi lekeler meydana getirmektedir.
Bu lekeler daha sonrasında ağaç üzerinde meyveyi çürütmekte ve meyveleri dökmektedir. Bu hastalığı saptamanın en kolay yolu, çürümüş yerlerin tipik balık gibi kokmasıdır. Gövdede ve kalın dallarda yaptığı semptomlar ise genellikle aşı yerinin üzerinde görülmektedir. Gövdenin kabuk kısmında büyük yaralar oluşturan önemli bir narenciye hastalıkları etmenidir.
Bu yaralar zamanla zamk akıntısı oluşturur. Ağacın yaralı kabuğunda zamanla kararma ve çatlama görülür. Ancak yara oluşan kabuğun alt kısmında bulunan odun dokusunda herhangi bir hastalık etmeni görülmez.
TURUNÇGİL PALAMUTLAŞMA HASTALIĞI
Yediverenleşme hastalığı veya Stubborn hastalığı olarak bilinen bu hastalık, fitoplazma kökenli bir hastalıktır. Bütün turunçgillerde görülür. Bitkinin ksilem ve floeminde bulunan bu etmen, aşı yöntemleri ile taşınabilir. Veyahut Cicadellidae familyasında bulunan Cüce Ağustos Böceği, bitkilerin öz suyunu sokup emmek sureti ile zarar verirken, aynı zamanda bu hastalık etmenini taşıyan vektör turunçgil zararlı böcekleri ‘nden biridir.
Portakal ağacı hastalıkları içerisinde bulunan bu hastalık çoğu virüs ve fitoplazma hastalıklarında da görüldüğü gibi bitkide bodurluk görülür. Yapraklarda küçülme ve şekil bozuklukları hakimdir. Yapraklarda çinko noksanlığını arttıran semptomlar meydana gelebilir.
Bu semptomların virüs veya fitoplazma simptomu olduğunu anlamak için laboratuvar koşullarında test edilmesi (PCR- ELISA) gerekmektedir. Ancak arazi koşullarında bir nebze bu durumu çözebilmek için, önden bir yaprak gübresi verilmeli ve yapraklarda değişim görülüp görülmediği gözlenmelidir.
Hastalıkla bulaşık bahçelerde zamansız çiçek açımı ve meyve verimi görülmektedir. Meyvede şekil bozukluğu ve tat değişikliği görülür. Meyve tadında ham gibi acı tatlaşmalar oluşur.
Meyvenin içindeki çekirdekler ise çimlenme özelliğini kaybeder. Bu hastalıkla sadece kültürel olarak mücadele edilebilir. Herhangi bir turunçgil hastalık tedavisi yoktur. Ancak vektör böcekler ile mücadele edilirse, hastalığın yayılmasıyla da mücadele edilmiş olunur.
TURUNÇGİL YEŞİLLENME HASTALIĞI
Ağacın iletim demetlerindeki floem kısmında bulunan bakteriyel bir hastalıktır. Aşı gözleriyle ve vektör böceklerle yayılmaktadır. Bu vektör böcekler Diaphorina citri ve Trioza erytreae ‘dir. Hastalığın etmeni ise Candidatus Liberibacter spp. ‘tir. Birçok turunçgil bitkilerinde gözükür.
Türkiye’de bu hastalık ve vektör böcek adına hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Hastalığın görüldüğü turunçgil ağaçlarında yüksek oranda meyvelerin döküldüğü görülmektedir. Meyveler gelişmemiş, bir tarafa doğru eğilmiş ve sitil ucu yeşildir.
Bu renk oluşumundan dolayı yeşillenme hastalığı adı verilmiştir. Özellikle portakal meyvelerinin kabuğuna bastırılırsa gümüşi bir simptom ortaya çıkabilmektedir.
Hastalığın ilk belirtileri yapraklarda görülmektedir. Yaprakların aya denilen kısmında homojen olmayan lekelenmeler meydana gelmekte ve çinko noksanlığı ile karıştırılmaktadır.
Bu karışıklığı önlemek amacıyla önden bir yaprak gübresi verilmeli ve yapraklarda değişiklik olup olmadığı gözlemlenmelidir.
Akdeniz bölgesinde ise Stubborn hastalığı ile karıştırılabilir. Bu sebeple kesin bir sonuç elde etmek için laboratuvar koşullarında gerekli testler yapılmalıdır. Ağaç bir kez hastalığa yakalandığı anda herhangi bir turunçgil hastalık tedavisi yapılamamaktadır.
TURUNÇGİL TRİSTEZA VİRÜSÜ
Virüs kökenli bir hastalıktır. Bir diğer ismi Citrus tristeza closterovirus (CTV)’dir. Turunçgil hastalıkları içerisinde en tehlikeli hastalıklardan biridir. En şiddetli görülen simptomu ağaçlarda oluşan geriye doğru ölümdür.
Aynı zamanda bitkide bodurluk, çinko noksanlığına benzer semptomlar ve çalılaşma görülebilir. Ağaçlar çok fazla miktarda meyve geliştirir, ancak bu meyveler küçük kalır. Neredeyse tüm turunçgil çeşitlerinde görülmektedir.
UÇKURUTAN HASTALIĞI
Önemli bir limon ağacı mantar hastalığı olan bu hastalığın etmeni Phoma tracheiphila‘dır. Genel olarak tüm turunçgillerde gözükür. Ancak hassas olan türler de vardır. Bunlar ağaç kavunu, limon ve turunçtur. Özellikle limon hastalıkları içerisinde ekonomik olarak büyük sorunlar yaratabilecek hastalıklardan biridir.
Uçkurutan hastalığı bitkiyi sonbahar ve ilkbahar arasında enfekte eder. Hastalığın semptomu, enfekte oluşumundan yaklaşık 2 ay sonra meydana gelmektedir.
Eğer çok şiddetli bir hastalık durumu var ise ağaç tamamen kuruyabilir. Uç kısımdan kurumuş olan dallar budandığında ortaya çıkan dokuda turuncumsu-kahverengi renk değişimleri görülebilir.
Dallarda ise çoğu zaman yaprak ayalarının tamamı dökülür ancak yaprak sapları dal üzerinde kalır. Bu görüntü hastalığın teşhis edilmesinde spesifik bir özelliktir. Bu turunçgil hastalıklarıyla mücadele edilirken en çok önerilen ve en çok dikkat edilmesi gereken durum; sertifikalı, sağlam, sağlıklı ve ari fidanlar kullanımıdır.
TURUNÇGİL ALACALI KLOROZ HASTALIĞI
Hastalık bakteriyel kökenli bir hastalıktır. Otsu türlerde, yetiştiriciliği yapılan bitkilerde ve yabancı otlarda geniş bir konukçu dizisine sahiptir.
Hastalığın etmeni Xylella fastidiosa’dır. Hastalık yaptığı konukçuya göre farklı isimler almaktadır. Narenciye hastalıkları içerisinde X. fastidiosa’nın yaptığı hastalık Citrus Variegated Chlorosis (CVC), yani Turunçgil Alacalı Kloroz Hastalığı olarak adlandırılır.
Limon ağacı yaprak hastalıkları denildiği zaman akla gelecek hastalıklardan birisidir. Etmen, ağacın iletim dokularında herhangi bir semptom göstermeden uzun süre boyunca kalabilir. Ayrıca ksilem içerisinde bulunan suyun hareketine bağlı olarak bitki içerisinde rahatça taşınabilir. Bu hastalık sokucu-emici ağıza sahip birçok böcekle taşınabilir.
Bunlardan bazıları; Cercopoidea, Cicadoidea ve Membracoidea üst familyalarına ait böceklerdir. İletim demetlerinde bulunan bakteri sebebiyle ksilemde tıkanma oluşur. Bu sebeple köklerden alınan su ve besin maddeleri bitkinin gerekli yerlerine taşınamaz ve hastalık oluşumu gözlenir.
Bu hastalık semptomları; cüceleşme, bitkinin yeşil aksamlarında solgunluk ve yaprak yanıklığı, geriye doğru ölüm ve dallarda kurumadır. Özellikle narenciyede yapraklarda görülen simptomlar çinko noksanlıklarına benzer. Hastalığın ilk belirtileri genel olarak tek bir dal üzerinde görülür.
Yapraklar gelişmeye başladıkları zaman, yaprağın üst yüzeyinde görülen klorozlar, alt kısmı kabarık zamklı semptomlara dönüşür. Ağaç genelinde gelişme geriliği, olması gerekenden daha fazla çiçek ve meyve tutumu görülebilir. Önce tek bir dal üzerinde görülen semptomlar zamanla tüm ağaca yayılır.
Limon ağacının yaprakları neden dökülür diye merak eden bir araştırmacı, bu hastalıktan şüphelenmelidir. Çünkü; şiddetli hastalanmış ağaçların uç kısımlarındaki sürgünlerde şiddetli yaprak dökümü ve küçük meyve oluşumu gözlenir.
TURUNÇGİL ZARARLI BÖCEKLERİ NELERDİR?
Narenciye ağaçlarında doğrudan zarar yapan böcekler olduğu gibi, ikincil enfeksiyonlara neden olan veyahut hastalıkları bir ağaçtan diğerine taşıyarak dolaylı yoldan zarar yapan böcekler de bulunmaktadır.
Bu turunçgil zararlı böcekleri, beslenme sırasında yaptığı semptomlarla veya kendi yaşam dönemlerindeki görünümlerine göre teşhis edilebilmektedir.
TURUNÇGİL YAPRAK GALERİGÜVESİ
Yaprak üzerinde veya sürgünler üzerinde galeriler açarak beslenir. Bu beslenme sonucunda yapraklarda kıvrılma, daha sonrasında ise kahverengileşerek kuruma ve dökülme görülür. Phyllocnistis citrella, sadece turunçgillerde zarar yapmaktadır.
ASYA NARENCİYE PSİLLİDİ
Yumurtaları uzunlamasına oval şekildedir. İlk bırakıldığında açık sarı, daha sonrasında kahverengi renge dönüşür. Üzerinde ise tipik iki adet kırmızı göz noktasına sahiptir. Yumurtalar bitki dokusuna bırakılır ve bir alanda birden fazla yumurta bulunabilir.
Yumurtadan çıkan nimfler yeşilimsi turuncu renktedir. Toplamda 5 nimf dönemi geçirir. Bitki özsuyunu emerek beslenen asya narenciye psillidinin erginleri tüm evrelerinde yeni bitki gövdeleri ve yapraklarla beslenirken, nimfler hem yeni bitki gövdeleri ve yapraklarla beslenir hem de beslenirken mumlu madde üretir. Bu maddenin üzerinde mantar tabakası gelişebilir.
NUSAYBİN GÜZELİ
Türkiye’de ilk kez Nusaybin’de bulunması nedeniyle Nusaybin Güzeli ismini alan ve lepidopter tür olan Papilio demoleus, aynı zamanda limon kelebeği olarak da bilinmektedir.
Bu zararlı, bitkinin büyüme evreleri boyunca yapraklarına büyük tahribatlar verir ve bir süreden sonra yapraklarını döker.
Larvalar hem genç fidanlara hem de yaşlı ağaçlarla beslenebilmektedir. Yapraklarla beslenirken yaprağın sadece orta damar kısmı kalabilir. Şiddetli istila durumu olursa ağacın tamamen yapraksız kalmasına neden olabilir.
TORBALI KOŞNİL
Bitkinin özsuyunu emerek beslenen Icerya purchasi, bitki gelişimine büyük zararlar vermektedir. Aynı zamanda beslenirken fumajin çıkarmakta ve bu fumajinle beslenen karıncalar doğal düşmanlar ile savaşmaktadır. Beslenilen yapraklar ve dallar zamanla kendini kurumaya bırakır.
Şiddetli durumlarda meyve dökümleri gözlemlenebilir. Rodolia cardinalis en çok bilinen ve üzerine en çok çalışılan predatör türdür. Özellikle limon ağacı hastalık ve zararlıları içerisinde büyük tahribatlar yaratabilir.
TURUNÇGİL UNLUBİTİ
En çok bilinen narenciye ve limon ağacı zararlıları içerisinde bulunan Planococcus citri, yeni meyvelerin oluşması ile çanak yaprakların arasına yerleşerek meyvenin özsuyu ile beslenmektedir.
Genellikle iki meyvenin birbirine değdiği yerlerde gözlemlenir. Meyvelerde yaptığı emgiler sonucunda meyvenin pazar değerini düşürür ve saplarda yaptığı emgiler sonucunda meyve dökümüne neden olur.
TURUNÇGİL KABUKLU BİTLERİ
Narenciye hastalık ve zararlıları içerisinde, turunçgilerde konukçu olan 3 kabuklu bit türü vardır.
Bunlar: Turunçgil sarı kabuklu biti (A. citrina), Turunçgil kırmızı kabuklu biti (A. aurantii) ve Turunçgil virgül kabuklu biti (Lepidosaphes beckii)’dir.
Genel olarak bitkinin özsuyu ile beslenerek hücrelerin parankima dokusu parçalanır. A. citrina daha çok yaprakları ve meyveleri tercih eder. Sürgün ve dalları ise daha çok A. aurantii tercih eder.
Bu tercih sonuçlarında iki tür birbirinden rahatça ayırt edilebilir. L. beckii ise daha çok sık dikilmiş ve bahçelerde görülmektedir. Beslenirken yaprak altlarını, özellikle de orta damar etrafını daha çok tercih eder. Ağaçların zayıf düşmesine ve verim kaybına neden olurlar.
TURUNÇGİL KIRMIZI ÖRÜMCEĞİ
Genellikle genç yaprakları tercih eden Panonychus citri, yaşlı yapraklardan, taze genç yapraklara daima göç eder. Narenciye yaprakları ve meyveleri üzerinde sokup emmek suretiyle beslenirler.
Bu emgiler sonucunda lekeler meydana gelir. Bu lekeler soluk ve gümüşi bir rengi andırır. Bu sebeple yapraklar kurur ve bir süre sonra dökülür. Meyvelerin de kalite ve verim kaybına neden olmaktadır.
TURUNÇGİL BEYAZSİNEĞİ
Bitki özsuyu ile beslenirler ve daha çok yaprakların alt yüzeylerini tercih ederler. Beslenme sonucu klorofil parçalanır ve sarımtırak lekelenme meydana gelir.
Gelişmenin azalmasına, verimin düşmesine ve yaprakların zamansız dökülmesine neden olur. Aynı zamanda oluşturduğu fumajin nedeniyle yapraklardaki stomalar örtülür ve bitkinin fotosentezi engellenir.
TURUNÇGİL HASTALIK VE ZARARLILARI MÜCADELESİ
Yönetmeliklerde verilen bilgilerle narenciye hastalıkları mücadelesi için gerekli ön bilgilere sahip olmak gereklidir. Bunların yanında zararlı mücadelesi içinde dikkat edilmesi gereken bir unsurdur.
Arazinizde görülen herhangi bir semptomun fungal, bakteriyel veya viral bir hastalık olduğunu anlamak için veyahut herhangi bir zararlı böceğin mi semptom oluşturduğunu anlamak için mutlaka bir Ziraat Mühendisi ’ne danışılmalıdır.
Gerekli görüldüğünde laboratuvar testleri yapılmalı. Kimyasal mücadele yapılacak ise Tarım ve Orman Bakanlığı’nın karar verdiği ilaçlama dozlarına uyularak uygulama yapılmalıdır.
KÜLTÜREL MÜCADELE
Hastalıklarla ve zararlılarla genel olarak mücadele edilirken, hastalığın ve zararlının yaşam döngülerini bilmek çok önemlidir.
Hastalığın nerelerden enfeksiyon yaptığını veya zararlının daha çok nerelerle beslendiğini bilmek bizim teşhis koymamızda veya mücadelemizde yapılması gereken ilk unsurlardan biridir. Genel olarak yapılması gereken kültürel önlemler:
- Dayanıklı çeşit kullanmak hastalık ve zararlının bitkiye bulaşmasını büyük oranda düşürecektir. Bu sebeple dayanıklı çeşitler araştırılmalı ve o çeşitler kullanılmalıdır. Özellikle mandalina hastalıkları için önemi yüksek orandadır.
- Sertifikalı tohum veya fidan kullanılmalıdır.
- Aşırı gübreleme yapılmamalıdır. Gereğinden fazla gübreleme hastalık ve zararlıların popülasyonlarında artış yaratabilmektedir.
- Mücadele yapılırken etkili ekonomik zarar eşiği bilinmelidir.
- Son ilaçlama tarihi takip edilerek hasat yapılmalıdır.
- Üreticinin bilmediği bir hastalık veya zararlı görüldüğü anda veyahut bilmediği bir semptom görüldüğü anda mutlaka Ziraat Mühendislerine danışılmalıdır.
- Ekim zamanı popülasyonların artış yapmayacağı bir dönemde yapılmalıdır.
- Belirli aralıklarla ekim nöbeti yapılmalıdır. Bu yöntem hem hastalık inokulumunu hem de zararlı popülasyonunu büyük oranda azaltmaktadır.
KİMYASAL MÜCADELE
Günümüzde narenciye hastalıkları mücadelesi için birçok fungusit kullanılmaktadır. Ülkemizde bakteriyel hastalıklara karşı antibiyotik kullanımı yasak olduğundan, bakır preparatlı fungusitler de (özellikle limon ağacı hastalıkları) bakteriyel hastalıklar da kullanılabilmektedir.
Turunçgil zararlıları ile mücadelemizde birçok insektisit bulunmaktadır. Ancak bu kimyasal ilaçlar uygulanırken dikkat edilmesi gereken unsurlar vardır. Kimyasal ilaçlar, Ziraat Mühendisleri’nin önerisi doğrultusunda etiket dozundan çıkmayarak, gerekli zamanda, gerektiği miktarda kullanılmalıdır.
TURUNÇGİL İLAÇLARI
Narenciye hastalıkları ve ilaçları hususunda özellikle bakır preparatlı ilaçlar yaygın olarak kullanılmaktadır. Bakteriyel yanıklarda ve bazı fungal hastalıklarda kullanılan bu ilaçlar mutlaka Ziraat Mühendisi ’nin önerisi ile kullanılmalıdır.
Her zararlının ve her hastalığın bir ilaçlama zamanı mutlaka bulunmaktadır. Bu ilaçlama zamanlarının dışına çıkılmamalıdır. Yasaklanmış ilaçlar, ruhsatlı ilaçlar, hangi hastalıklara karşı hangi ilacın veya hangi zararlılara karşı hangi ilacın kullanılması gerektiği Tarım ve Orman Bakanlığı resmi sayfasında bildirilmiştir.
Ülkemizde büyük oranda üretimi yapılan ve ihracat konusunda büyük önemlere sahip olan turunçgil ürünleri, üretim yapılırken hastalık ve zararlılardan korunarak optimum verim elde edilmelidir.
Bu etkenlerden korunarak yetiştirilen her bir ürünün pazar değeri mutlaka yüksekte olmakta ve pazar bulma oranı yüksek olmaktadır.
Hastalık ve zararlıların teşhisinden sonra uygun mücadele yöntemi bulunmalı ve bu mücadele yöntemleri geciktirilmeyerek tam zamanında uygulanmalıdır.
Yazan: Ziraat Mühendisi Berke Çığır

