Günaydın demek lazım… Çünkü nihayet süt sektöründe yıllardır konuşulan, herkesin bildiği ama kimsenin çözemediği bir meseleye el atıldı: “süt karşılığı yem” uygulaması.
Aslında yeni bir şey değil bu. 10-15 yıl önce yaptığımız programlarda, katıldığımız kongrelerde, panellerde hep gündeme gelmişti, geliyor. Herkes “bu işin çözülmesi lazım” diyor. Ama çözüm gelmiyor. O yüzden bugün “günaydın” deme ihtiyacı hissediyoruz.
Peki nedir bu işin özü?
Sanayici üreticiye gidiyor ve diyor ki:
“Sütünü ben alırım ama ücretinin bir kısmını benden yem alarak ödeyeceksin. Yoksa sütünü almam.”
Yani çiftçi mecbur kalıyor. Çünkü süt beklemez, bozulur.
Normalde üretici sütünü satar, karşılığında parasını alır. Parası cebine girer ki mazotunu ödesin, elektrik faturasını yatırsın, işçisine maaş versin. Ama burada işler öyle yürümüyor. Parasını nakit alamıyor, yem üzerinden mahsuplaştırılıyor.
Üstelik yem piyasanın üzerinde fiyatla satılıyor, süt ise piyasanın altında alınıyor. Yani çiftçi hem satışta kaybediyor hem alışta. Yetmezmiş gibi ödeme vadesi uzatılıyor, çiftçinin nakit akışı bozuluyor. Küçük işletmeler daha fazla dayanamıyor, köydeki aileler hayvancılığı bırakma noktasına geliyor.
Bir kural vardır: 1 litre sütle en az 1,3–1,5 kilo yem alabilmek gerekir. Ama bu sistem, bu parametreyi de bozuyor.
Çiftçiler isyan ediyor:
- “Paramızı nakit alamıyoruz, sütümüzün karşılığını yemle veriyorlar.”
- “Bizim yem markamızı seçme hakkımız kalmadı, dayatma var.”
- “Yem pahalı, süt ucuz; iki taraftan da kaybediyoruz.”
- “Kredi ile yem alamıyoruz. Krediyi uzun vadede ödeme imkânımız ortadan kalkıyor.”
Bu tablo sadece çiftçiyi değil, sektörü de bozuyor. Bağımsız yem firmaları devre dışı kalıyor, rekabet ortadan kalkıyor. Uzun vadede süt arzı azalıyor, fiyat tüketiciye yansıyor.
İşte bu yüzden Rekabet Kurumu düğmeye bastı. 39 firma hakkında soruşturma açıldı. Listede ülkenin en büyük markaları var. Yani bu sorun “bazı” firmaların değil, sektörün neredeyse tamamının sorunu.
Kurumun koyduğu kurallar çok net:
- Üretici yem almaya zorlanamaz.
- Gönüllü olarak almak isteyen olursa marka veya miktar dayatması yapılamaz.
- Her üç ayda bir faturalar incelenecek, kural ihlali olup olmadığı denetlenecek.
- Üreticilere haklarını anlatan bilgilendirme metni gönderilecek.
Kâğıt üzerinde gayet güzel görünüyor. Ama işin başka bir boyutu var. Çünkü sorun sadece “dayatma” ile sınırlı değil. Yem maliyetleri ithalata bağımlı. Yani yem zorunlu tutulmasa da üretici pahalı yem yükünü taşımaya devam ediyor.
O yüzden bu karar önemli bir adım olsa da tek başına yeterli değil. Daha önceki denetimler ve kesilen cezalar bir çare olmadı. Denetim olmazsa, sahada uygulanmazsa, bu kararın raflarda tozlanma ihtimali de var. Düğmeye basıldı deniyor, ama ne yazık ki ortada düğme de yok, ilik de tutmuyor.
Bu tip kuralların yem fiyatlarını düşürmesi beklenemez. Çünkü yem fiyatları doğrudan arz-talep, ithalat maliyetleri ve hammadde fiyatları gibi faktörlere bağlı.
Bırakınız rekabet soruşturmalarını, Merkez Bankasının bazı vergi politikaları üzerine yaptığı analizlere göre, yem üzerine uygulanan KDV indirimlerinin bile uzun ve kısa vadede süt ve yem fiyatlarına anlamlı bir etkisi olmadı. Çünkü, esas belirleyici unsur piyasa yapısı ve girdi maliyetlerinde yaşanan değişimler.
Bir diğer alt konu…Yem fiyatlarının yükselmesinde veya düşmesinde Rekabet Kurumunun süt karşılığı yeme soruşturma kararı tek başına bir neden veya bahane de değildir. Bu karar, başka bir sorundur—üreticinin seçim hakkı ya da nakit akışı meselesi—ama yem fiyatlarını belirleyen asıl etkenler bu kararın dışında kalıyor. Yem fiyatının düşmesi için üretici destekleri, yerli hammadde üretimi, ithalat maliyetlerinin azaltılması gibi daha kapsamlı politikalar gerekli.
Kısacası, yılların yarasına ilk kez demeyelim ama ciddi bir neşter atıldı. Ama bu yaranın iyileşmesi için pansuman yetmez; köklü tedavi, yani yapısal çözümler şart.

