WEBAGRON - TARIMSAL İÇERİK PLATFORMU

Daha Fazla Gör

    Son Yazılar

    TARIM 2025’TE MİLLİ GELİRDEN EN DÜŞÜK PAYI ALDI

    Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık.

    Her geçen yıl bir öncekini arar hale geldik. 

    Daha yılın ilk gününde başladı zamlar. 

    Köprü ve otoyol geçişlerine yüzde yüzde 18,85 oranında zam yapıldı. 

    1 Ocak 2026 itibariyle ÖTV oranları yaklaşık yüzde 8 artırıldı. 

    1 Ocak 2025’te bir litre mazot 45 lira seviyesindeydi. 

    1 Ocak 2026’da yani yılın ilk gününde yapılan zamla 55 lira oldu. 

    Türlü zorluklara şahit olduk 2025’te. 

    Tarım sektörüne damga vuran birkaç başlık var ki, onları kolay kolay unutmak mümkün değil: şap, zirai don, maliyet artışı ve ürün rekoltelerindeki düşüş. 

    Yaşanan bu hadiseler tarımdaki büyümeyi de olumsuz etkiledi. 

    Türkiye ekonomisi yılın 3. çeyreğinde yüzde 3,7 büyüdü. 

    Bu rakamı görünce hepimizin aklına acaba tarım sektöründeki büyüme ne kadar oldu sorusu gelmiş olabilir. 

    Hemen cevaplayayım. Tarım sektörü, 3. çeyrekte büyümedi. Evet doğru okudunuz zira sektör belirlenen dönemde yüzde 12,7 küçüldü. Yani büyüyemedi! 

    Bu veri Türkiye İstatistik Kurumu’na ait. 

    Yine TÜİK’in açıkladığı 2025 yılı gelir dağılımı verileri çarpıcı bir gerçeği daha ortaya koydu. 

    TÜİK’in 2025 yılı gelir dağılımı verilerine göre tarım sektörü toplam gelirden sadece yüzde 2,8 pay aldı. Yani tarım, yılın en düşük gelir payına sahip sektör oldu.

    Bunun nedenleri arasında öne çıkan başlıklar verimlilik sorunu, girdi maliyetleri, ürünü değerinde satamamak ve yapısal sorunlar olarak sıralanabilir. 

    Peki bu koşullar altında sektörü büyütmek nasıl mümkün olacak, kırsaldaki yoksulluk nasıl bitecek, hangi sihirli dokunuşları yapmak gerekiyor, Çiftçiyi nasıl üretimde tutacağız? 

    2026 yılının ilk yazısında bu sorulara yanıt arayalım. 

     

    TARIM 2025’TE MİLLİ GELİRDEN EN DÜŞÜK PAYI ALDI

    Türkiye’de tarım sektörü, 2025 yılında milli gelirden yalnızca yüzde 2,8 pay alabildi. TÜİK’in açıkladığı bu oran, tarımın bugüne kadar kaydedilen en düşük gelir payı olarak dikkat çekti.

     

    Geçmiş yıllarla kıyaslandığında belirgin bir düşüşe işaret eden bu oran, tarım sektörünün karşı karşıya olduğu yapısal sorunları bir kez daha gündeme taşıdı. Sanayi, hizmetler ve inşaat sektörleri milli gelirden daha yüksek paylar alırken, tarımın payının sınırlı kalması üretim maliyetleri, destek politikaları ve kırsal ekonomiye ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.

     

    SON 25 YILDA BÜYÜK KAYIP

    Türkiye’de tarım sektörünün milli gelir içindeki payı son 25 yılda istikrarlı bir düşüş sergiledi. 2000’li yılların başında tarım, Türkiye ekonomisinde yaklaşık yüzde 10’luk bir paya sahipti. Bu dönem, tarımın hem istihdam hem de üretim açısından ekonomide hala belirleyici olduğu yıllar olarak öne çıktı.

    2010’lu yıllara gelindiğinde, tarımın milli gelirden aldığı pay yüzde 9’un altına gerilerken, düşüş eğilimi 2020’de daha da belirginleşti. Uluslararası ve ulusal istatistiklere göre 2020 yılında tarım sektörünün milli gelir içindeki payı yaklaşık yüzde 6,7 seviyesine indi. Bu tablo, sanayi ve hizmetler sektörlerinin büyümesine karşın tarımın ekonomideki ağırlığını giderek kaybettiğini ortaya koydu.

    Peki ne oldu da yıllar ilerledikçe tarımın milli gelirden aldığı pay azaldı? 

     

    TARIMIN MİLLİ GELİRDEN ALDIĞI PAY NEDEN AZALDI?

    Ekonomi ve tarım uzmanları, tarım sektörünün toplam gelir payının 2025’teki düşük seviyesini birkaç kritik faktöre bağlıyor. Öncelikle üretimde verimlilik sorunları ve yüksek girdi maliyetleri, çiftçilerin gelirlerini ciddi olarak baskılıyor. Küçük ölçekli işletmelerin hakim olduğu yapıda ekonomiyi büyütmek zorlaşırken, ihracattan elde edilen gelirlerdeki daralma da sektörü olumsuz etkiliyor.

    Uzmanlar, bu durumun sürdürülebilirlik açısından risk teşkil ettiğini ve acil politika müdahaleleri gerektiğini belirtti. Tarımın ekonomideki rolü, hala istihdam ve üretim açısından büyük önem taşısa da, 2025 verileri sektörün milli gelirden aldığı payın diğer sektörlerin oldukça gerisinde kaldığını gösteriyor. Bu tablo, tarımsal üretimde kapsamlı reformların gerekliliğini bir kez daha ortaya koyuyor.

    Gelin, bir de çiftçi ne diyor ona bakalım. 

     

    ÇİFTÇİ: EMEĞİMİZ PAZARDA DEĞER BULMUYOR 

    Sakarya Ovası’nda 40 yıldır çiftçilik yapan Hüseyin Balkan, ıspanak tarlasından pazara uzanan süreçte emeğinin karşılığını alamadığını söylüyor. Tarlada kilosu 5 liraya mal olan ıspanak, pazarda 35-40 liraya satılıyor. Çiftçi Balkan, “Bu işe büyük bir sevgiyle başladık ama artık çocuklarım bile ilgilenmiyor, çünkü çok emek isteyen zor bir meslek” diyerek çiftçinin üretip kazanamadığına dikkat çekti. 

     

    YEM PAHALI, HAYVAN UCUZ, ÇİFTÇİ KAZANAMIYOR 

    Vanlı besiciler artan maliyetler ve düşen satışlarla hayvancılığın artık sürdürülemez hale geldiğini söyledi. Saman fiyatlarındaki yüzde 220 artış üreticinin yükünü ağırlaştırırken, hayvan satışlarından elde edilen gelir bu maliyeti karşılamıyor. Bahçesaraylı yetiştirici Fatih Hazır, samanın tonunun 15 bin TL’yi bulduğunu, hayvanı ise genellikle 17–18 bin TL’ye bile satamadıklarını belirtti; “iki çift hayvan saman parasını bile etmiyor,” diyerek sektörün bitme noktasına geldiğini ifade etti. Hayvan sahipleri devlet desteği olmadan bu işi sürdüremeyeceklerini vurguladı. 

    Hem tarımsal üretim hem de hayvancılıkla uğraşan çiftçilerin görüşlerinden sonra bir de uzmanlar ne söyledi ona bakalım. 

     

    TARIM KAZANDIRMIYOR, ÇİFTÇİ TARLAYI TERK EDİYOR

    CHP Adana Milletvekili Bilal Bilici, Türkiye tarımının alarm verdiğini söyledi. Çiftçinin yaşı 58’e çıktı, 3 milyon kişi tarımı bıraktı. Tarım artık kazandırmıyor, kaybettiriyor diyen Bilici; üretimde de ciddi düşüş var: arpa 6,9 milyon, nohut 406 bin, kırmızı mercimek 230 bin ton. Pamukta ise Türkiye artık ithalatçı ifadelerini kullandı. 

    Bilal Bilici, tarım politikalarının mutfağa da yansıdığını vurguladı ve gıda enflasyonunda OECD birincisiyiz, kırmızı et fiyatı dünya ortalamasının üç katı. 772 milyar liralık tarım desteği çiftçiye ulaşmadı; Bu destekler verilseydi bu manzaralar yaşanmazdı ifadelerini kullandı. 

     

    TARIM; İKLİM VE TEKNOLOJİ DALGALANMASINDA SINANIYOR

    İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli, 2025’in tarım sektörü için “çok zorlu” geçtiğini vurguladı. Kestelli; Tarım yüzde 12,7 daralarak büyümeyi aşağı çeken tek ana sektör oldu. Kayısıda rekolte yüzde 90, kirazda yüzde 70, nohutta yüzde 30, kırmızı mercimekte yüzde 45 kayıp yaşandı. Tahıllar ve geleneksel ürünlerde de ciddi düşüşler var. Bu belirsizlik gıda sanayisine yansıyor ve tarım artık iklim değişikliği ile teknolojik devrimin kesiştiği bir alanda şekilleniyor. Bu dalgaları yakalayan kazanacak, geleneksel yöntemlerde ısrar eden zorlanacak dedi. Kestelli’ye göre çözüm tam entegrasyon, katma değer ve ihracat stratejisi, güven, şeffaflık, dijitalleşme ve teknoloji ile mümkün; Türkiye tarımı meydan okumalarla karşı karşıya olsa da potansiyelini koruyor.

     

    TÜRKİYE TARIMI STRATEJİK VİZYON BEKLİYOR

    Türkiye tarımı, verimli toprakları, zengin biyolojik çeşitliliği ve genç nüfusuyla büyük potansiyele sahip. Ancak TASAV’ın “Türkiye’de Tarım Sektörü: Mevcut Durum, Sorun Alanları ve Çözüm Önerileri” kitabında belirtildiği gibi, bu potansiyelin etkin şekilde değerlendirilebilmesi için güçlü bir stratejik vizyon gerekiyor. Uzmanlara göre tarım artık sadece üretim değil; veri temelli planlama, genç ve kadın üreticilerin desteklenmesi, akıllı kooperatifler ve Ar-Ge destekli inovasyon ile şekillenmeli.

     

    Buna ek olarak yerli üretimin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde dışa bağımlılığın azaltılması ve gıda güvenliğinin sağlanması Türkiye tarımının sürdürülebilirliği için kritik. Uzmanlar, bu önceliklerin hayata geçirilmesinin, Türk tarımını sadece ekonomik bir sektör değil, strateji, teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı bir güç alanına dönüştüreceğini vurguluyor.

     

    SON SÖZ 

    2025’te tarımın milli gelirden aldığı pay yüzde 2,8’e geriledi; bu düşüş çiftçiyi üretimden uzaklaştırıyor, kırsalda yoksulluğu derinleştiriyor ve gıda arzında belirsizlik yaratıyor. 

    Artan maliyetler ve düşük destekler, üretimi zorlaştırırken, sektör ancak teknoloji, veri temelli planlama ve stratejik reformlarla hem milli gelire hem de gıda güvenliğine katkı sağlayabilir.

    Dilerim 2026 yılı tarımda iyi şeyleri konuştuğumuz bir yıl olur. 

     

    Son Yazılar

    Önerilen Yazılar

    ×
    ×