Ne yıl geçirdik ama değil mi?
Tarım ve hayvancılıkta daha önce hiç yaşamadığımız olaylara şahit olduk.
Zirai don A’dan Z’ye bütün tarım ürünlerine zarar verdi.
Aşırı sıcak ve kuraklığa yağışlardaki azalma eklendi, birçok üründe rekolteler yarıdan fazla düştü.
Kurban bayramı sonrası şap hastalığı tüm yurda yayıldı, binlerce hayvan ya telef oldu ya da kesilmek zorunda kaldı.
Hem canlı hayvan hem de karkas et ithalatı aralıksız devam etti.
Kanatlı sektörünü kuş gribi vurdu.
Orman yangınları binlerce dekar alanı yok etti.
Karpuz fiyatı maliyetinin altına düştü tonlarca karpuz tarlada kaldı.
Narenciye işçileri 9 gün iş bıraktı mandalina fiyatı 3 liraya geriledi.
Türkiye ekonomisi yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 3,7 büyüdü ancak tarım sektörü 12,7 küçüldü.
Çiftçinin bankalara olan borcu bir trilyon liranın üzerine çıktı.
Gıda enflasyonu yüzde 90’a dayandı, vatandaş sebze meyve alamadı.
Gübre, tohum, ilaç ve mazot maliyetleri kat be kat artınca çiftçi işin içinden çıkamaz hale geldi.
Bunun gibi o kadar çok şey yaşandı ki elbette atladıklarım olmuştur ancak genel itibariyle başlıklar bu şekilde.
Bu hafta dosya konumuzu 2025 yılı sektörler değerlendirmesine ayırdım. Tarımsal üretim ve hayvancılık, sera yatırımlarında son durumu Sektörün önde gelen isimleriyle yaptığım röportajlarda detaylıca konuştum, sektörün durumu ve geleceğe yönelik öngörülerini paylaştılar.
Önce Pankobirlik Genel Başkanı ve Konya Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Erkoyuncu’nun sözleriyle başlayalım.
2025’TE YÜKSEK GİRDİLER VE İKLİM KOŞULLARI KARLILIĞI DÜŞÜRDÜ
Pankobirlik Genel Başkanı ve Konya Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Erkoyuncu; 2025 yılının Türk tarım sektörü için stratejik önemini bir kez daha gösteren yıl olduğunu, Küresel krizler ve iç ekonomik zorlukların sektörün karşı karşıya olduğu riskleri gözler önüne serdiğini söyledi.
Ramazan Erkoyuncu; Sektörün karşılaştığı başlıca sorunlar arasında yüksek girdi maliyetleri, olumsuz iklim koşulları ve üretici karlılığında düşüş yer alıyor. Türk tarımı, aynı zamanda küresel jeopolitik istikrarsızlıklar ve iklim krizlerinden doğrudan etkileniyor ifadelerini kullandı.
Gelin bir de üretimin önemli merkezlerinden olan Antalya’ya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır’ın söylediklerine bakalım.
2025’TE TARIM SEKTÖRÜ SERT DARALDI
2025 yılı üçüncü çeyrek verilerine göre Türkiye ekonomisi yüzde 3,7 büyürken, tarım sektörü yüzde 12,7 oranında daraldı. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, bu küçülmenin bugüne kadar üçüncü çeyreklerde görülmemiş bir düzey olduğunu belirterek, kuraklık ve don olaylarının etkili ancak asıl belirleyicinin tarımın ekonomideki geniş bağlantıları olduğunu vurguladı. Çandır, “Tarımı küçülttüğünüzde yalnızca bu sektörü değil, bağlı sektörleri de yavaşlatmış oluyorsunuz. Bu nedenle ekonominin geneli, tarımdaki daralmadan daha büyük bir hız kaybı yaşıyor” ifadelerini kullandı. Ali Çandır; 2025, tarımın ekonomideki kritik rolünü bir kez daha ortaya koyan bir yıl oldu ve sektöre özel hassasiyetle yaklaşılması gerektiğini gösterdi dedi.
2025 yılı süt ve et üreticisi açısından nasıl geçti? Bunu da yarattıkları “Tire Süt Modeli” ile sadece ülkemizde değil dünyada rol model olmuş Tire Süt Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Osman Öztürk’e sordum.
SÜTTE ASIL TEHLİKE HASTALIK DEĞİL FIRSATÇILIK
Tire Süt Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Osman Öztürk, 2025 yılında şap hastalığının etkisiyle kooperatifte günlük süt üretiminin yaklaşık 17 ton azaldığını söyledi.
Ancak Öztürk’e göre sektördeki asıl sorun üretim düşüşü değil, bazı firmaların süt piyasasında başlattığı fırsatçı ve etik dışı uygulamalar.
Osman Öztürk, süt ve et fiyatlarındaki artışın tek başına çözüm olmadığını, asıl kalıcı çözümün yem, mazot, ilaç gibi girdi maliyetlerinin sabitlenmesi olduğunu söyledi. Şap hastalığının tedavi ve hayvan kayıplarıyla maliyetleri daha da artırdığına dikkat çeken Öztürk, aşı, dezenfeksiyon ve koruyucu önlemlerin hayati önem taşıdığını vurguladı. Osman Öztürk; Tire Süt Kooperatifi olarak hem üreticiyi koruyan adil fiyatlar hem de sürdürülebilir üretim için mücadeleyi 2025’te de kararlılıkla sürdüreceklerini ifade etti.
Et ve süt üretimi 2025 yılı değerlendirmesine bir de akademik açıdan bakalım. Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof Dr İsmet Türkmen’in söyledikleri çok dikkat çekici.
KURAKLIK HAYVANCILIĞI İKİ AŞAMADA VURDU
Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İsmet Türkmen, 2025 tarım yılını hayvancılık açısından değerlendirirken kuraklığın sektöre etkilerini iki aşamada ele aldı. Türkmen’e göre, ülkemizde hayvan üretiminde yaşanan sıkıntı sadece yem kaynaklı değil, aynı zamanda hayvanların doğal habitatlarından uzaklaştırılması ile de ilgili.
İsmet Türkmen, “Biz hayvanları doğal ortamlarından alıp ithal ediyoruz; yeşil alanlardan sarı ve kurak bölgelere getiriyoruz. Hayvanın doğal habitatı bu değil” diyerek, uyumsuz çevre ve yetersiz beslenmenin üretim kaybına yol açtığını vurguladı.
Kuraklığın süt üretimi üzerindeki etkisine de dikkat çeken Türkmen, “Yem kaynaklarının azalması ve hayvanların stres altında olması, süt verimini ciddi biçimde düşürdü. Bu süreç, hayvancılığı iki aşamada vurdu: Önce üretim miktarında düşüş, ardından ekonomik kayıplar ve maliyet artışı” şeklinde değerlendirdi.
Türkmen’in mesajı net: Hayvancılıkta sürdürülebilirlik için hayvanların doğal koşullarına uygun yönetim, kuraklığa dayanıklı yem politikaları ve planlı destekler şart.
İsmet Hoca’nın açıklamalarının sonrasında biraz da işin tarımsal üretim kısmına bakalım.
Türkiye’nin en büyük çiftçi kuruluşu TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’dan uyarı var.
ZİRAİ DONUN YARASI SARILMADI, ÇİFTÇİ KAPSAM DIŞINDA KALDI
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2025 yılında 65 ilde etkili olan zirai donun tarımsal üretimde ciddi kayıplara yol açtığını vurguladı. 14 Eylül 2025’te yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ÇKS’ye kayıtlı, sigortası olmayan çiftçilere de destek sağlandığını hatırlatan Bayraktar, uygulamada büyük bir eksiklik yaşandığını söyledi.
Yanlış bilgilendirme ve bilgi eksikliği nedeniyle çok sayıda çiftçinin destek başvurusu yapamadığını belirten Bayraktar, bu durumun kabul edilemez olduğunu ifade etti. “Hak ettiği halde başvuramayan çiftçiler mağdur edilmemeli, bu üreticiler de mutlaka destek kapsamına alınmalıdır” çağrısında bulunan Bayraktar, 2025 tarımı için devlet desteklerinin daha kapsayıcı ve erişilebilir olması gerektiğinin altını çizdi.
Zirai don ve kuraklık, sektör temsilcilerinin en çok dikkat çektiği iki başlık.
TARIMIN MANŞETİ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE KURAKLIK
Türkiye Ziraatçılar Derneği Balıkesir İl Başkanı, Ziraat Yüksek Mühendisi Burak Uğur, 2025 tarım yılını tek cümleyle özetledi: Eğer 2025 bir gazete olsaydı, manşeti iklim değişikliği ve kuraklık olurdu.
Uğur’a göre geride kalan yıl, üreticinin doğayla olduğu kadar artan maliyetler ve yetersiz desteklerle de mücadele ettiği, tarımın kırılganlığının net biçimde ortaya çıktığı bir dönem oldu.
2025’te yağış rejimlerinin bozulması ve kuraklığın etkisiyle verim kayıpları yaygınlaştı, suya erişim tarımın en temel sorunu haline geldi. Burak Uğur, iklim krizinin artık geçici bir risk değil, kalıcı bir üretim gerçeği olduğunu vurgulayarak, suyu merkeze alan planlama, ürün deseninin iklim koşullarına göre yeniden düzenlenmesi ve çiftçiyi üretimde tutacak desteklerin zorunlu hale geldiğini ifade etti.
Burak Uğur, “Kuraklığa karşı önlem alınmayan her yıl, sadece üretimi değil gıda güvenliğimizi de kaybediyoruz” diyerek, 2025’in tarım politikaları açısından bir uyarı yılı olduğunu söyledi. Uğur’a göre, iklim değişikliğine uyumlu, bilim temelli ve uzun vadeli politikalar hayata geçirilmezse, önümüzdeki yılların manşeti çok daha ağır olacak.
SERA YATIRIMLARI 2025’İN İLK 10 AYINDA DURAĞAN GEÇTİ
Türkiye Sera Konstrüksiyon Donanım ve Ekipman Üreticileri ve İhracatçıları Derneği (SERKONDER) Başkanı Ufuk Salih Uslu, 2025 yılında sera sektörünün finansman politikalarına bağlı olarak yön değiştirdiğini söyledi. Uslu, normalde yüzde 50 seviyesinde olan kapasite kullanımının, son iki ayda hızlanan kurulumlarla yüzde 75’e çıktığını açıkladı.
Son iki yıldır sera yatırımlarının neredeyse durma noktasına geldiğini belirten Uslu, sübvansiyonlu tarım kredilerindeki dalgalı politikanın yatırımları yavaşlattığını ifade etti. 2020’de 20 bin dönüm sera kurulurken, bu rakamın yıllar içinde gerileyerek yıllık 4 bin 500–5 bin dönüme düştüğünü aktaran Uslu, 2025’in ilk 10 ayının da durağan geçtiğini söyledi.
Uslu’ya göre Ekim ayında kredi sübvansiyonlarının yeniden eski seviyesine getirilmesi, sektörde hızlı bir toparlanma sağladı. “Son iki aydaki ivme sayesinde 2025’i artıyla kapatacağız” diyen Uslu, yatırımların öne çekildiğini vurguladı. SERKONDER üyeleri yıllık 20 bin dönüm, sektör genelinde ise 35 bin dönüm sera kurulum kapasitesine sahip.
SON SÖZ
2025, tarım ve hayvancılık için zor bir yıl olmanın ötesine geçti; sistemin ne kadar kırılgan olduğunu da açıkça gösterdi.
İklim krizi, yüksek maliyetler ve yetersiz planlama birleşince bedeli üretici çok ağır ödedi. Görünen o ki bu tablo artık geçici değil, kalıcı risklerin habercisi.
2025’in verdiği mesaj aslında çok net: Tarım ertelenemez, görmezden gelinemez ve günü kurtaran politikalarla yönetilemez!
Şimdiden iyi yıllar.
Hazırlayan Gazeteci Taner Öztürk

