Türkiye’de sofraların vazgeçilmez ürünü ayçiçeği yağı, son yıllarda sadece mutfaklarda değil siyaset ve ekonomi yönetimi koridorlarında da gündemin ilk sıralarında yer alıyor. Çünkü fiyatlar sürekli oynuyor ve bu dalgalanma hem üreticiyi hem de tüketiciyi zorluyor.
Market rafında gördüğümüz etiketlerin arkasında aslında uzun yıllardır biriken sorunların izleri var.
Her şeyden önce Türkiye, ayçiçeğinde kendi kendine yeten bir ülke değil. İhtiyacımızın yalnızca yarısını üretebiliyor, geri kalanını ithal ediyoruz. Bu ithalatın neredeyse tamamını Rusya ve Ukrayna’dan yapıyoruz. Yani, savaş çıktığında veya bu ülkelerde üretim aksadığında bizim de soframız doğrudan etkileniyor. 2022’de başlayan savaş, fiyatların niçin bu kadar kırılgan olduğunu açıkça göstermişti.
Bir başka mesele de kuraklık. Trakya bölgesi, ayçiçeği üretiminin kalbi. Ama son iki yıldır ciddi kuraklık yaşıyor. Dekar başına alınan ürün miktarı bazı bölgelerde dramatik biçimde, yarı yarıya düştü. Çiftçiler “Bir-iki kez sulayabilsek verim iki katına çıkar” diyor ama yıllardır bekleyen sulama yatırımları tamamlanmadığı için mümkün olmuyor.
Fiyatlara dair tabloyu en net Konya Şeker ve TrakyaBirlik’in açıkladığı rakamlar ortaya koyuyor. Konya Şeker, 2025 ürünü için yüzde 44 yağ oranlı ayçiçeğinde alım fiyatını önce ton başına 32 bin lira açıklamıştı. Daha sonra bu rakamı 1.750 lira artırarak 33 bin 750 liraya çıkardı. Ayrıca 60 gün vadeli ödemede de güncelleme yaparak fiyatı 34 bin liradan 36 bin liraya yükseltti. TrakyaBirlik ise aynı yağ oranlı ürün için kilo başına 28 lira, yani ton başına 28 bin lira alım fiyatı duyurdu.
Birlikler fiyat açıklıyor ama kuraklık nedeniyle ürünün yağ oranı düşüyor, dolayısıyla çiftçinin eline geçen para beklentinin altında kalıyor. Üstelik maliyetler de %50’nin üzerinde artmış durumda. Gübre, mazot, işçilik… Tüm bu girdiler çiftçinin belini büküyor. Birliklerin açıkladığı fiyat girdi artış oranının altında kalıyor.
Sanayici tarafında da farklı değil: enerji, taşıma, işçilik her kalemde maliyet yükseliyor. Marketler ise aradaki farkı kendi kâr marjıyla iyice büyütüyor.
Devlet bu tabloya gümrük vergisi ayarlarıyla müdahale etmeye çalışıyor. Bir bakıyoruz vergi oranı düşürülmüş, bir bakıyoruz tarife kontenjanı açılmış. Fakat bu kadar sık değişen bir politika hem üreticiyi hem de sanayiciyi kararsız bırakıyor. Üretici, “Bugün ektiğim ürünü yarın hangi koşullarda satacağım belli değil” diyerek şikâyet ediyor.
Aslında elimizde bir fırsat da var. Türkiye’de su sorunu büyürken pamuk, mısır, pancar gibi suya çok ihtiyaç duyan ürünler ekilmeye devam ediliyor. Oysa ayçiçeği nispeten daha az su isteyen bir bitki. Özellikle Adana, Ceyhan, Söke gibi bölgelerde çiftçiler bu yüzden ayçiçeğine yönelmeye başlamış durumda. Ama yine aynı endişe: “Devlet yarın vergiyi indirir, fiyat düşer, ürün elimizde kalır.” korkusu çiftçiyi frene basmaya zorluyor. Ürünler arasındaki üretim dengesi hayati bir konu.
Dünya genelinde ise ayçiçeği yağı fiyatları, özellikle 2025’in ortalarından itibaren belirgin bir artış eğiliminde. Global ortalama ve IMF verileri bize bu artışı net rakamlarla sunarken, ABD gibi bölgelerde fiyatlar daha düşük seyretse de son aylarda gerileme gösteriyor. Öte yandan FAO ve iklim temelli analizler, kuraklık gibi dış etkenlerin fiyatları ciddi şekilde yukarı çektiğini ortaya koyuyor.
Sonuçta ortaya çıkıyor ki, bu mesele yalnızca “market fiyatları çok arttı” meselesi değil.
Dışa bağımlılık, kuraklık, eksik sulama yatırımları, artan maliyetler ve belirsiz politikalar bir araya geliyor. Ortada hem üretici hem de tüketici için sürdürülemez bir tablo oluşuyor.
Peki, çıkış yolu? Burası biraz ezber ve tarım sektörünü takip edenlerin zaten bildiği konular ama tekrarlamakta yarar var. Öncelikle tarım politikalarında günübirlik kararlar yerine orta ve uzun vadeli bir bakış açısı gerekiyor. Çiftçinin maliyetini karşılayacak güçlü bir destekleme mekanizması şart. Sulama yatırımlarının tamamlanması da artık ertelenemez. En önemlisi ise öngörülebilirlik. Çiftçi de sanayici de yarına güvenle bakabilmeli.
Ayçiçeği ve ayçiçeği yağı fiyatları bugün sadece çiftçi için gelirin, tüketici için cüzdanın değil, aynı zamanda tarım politikalarının da bir göstergesi. Eğer biz bu tabloyu düzeltmezsek, yarın sadece yağ şişesinin değil, soframızdaki pek çok ürünün etiketi daha da ağırlaşacak.

