WEBAGRON - TARIMSAL İÇERİK PLATFORMU

Daha Fazla Gör

    Son Yazılar

    EL NİNO ETKİSİNDE TARIM VE HAYVANCILIK

    Bir süredir şiddetli yağışlarla mücadele eden Türkiye, aşırı sıcaklara teslim oldu. İklim krizinin de etkisi ile ısınma giderek artıyor. Bu durum sadece günlük hayatı değil aynı zamanda tarımsal üretimi ve hayvancılığı da olumsuz etkiliyor.

    Birçok üründe rekolte kaybı yaşandı, hasat dönemleri sarkmaya başladı. Hayvanların da et ve süt verimi düşüyor.

    Sadece Türkiye değil dünya geneli de krizi iyiden iyiye hissediyor. Peki sıcaklar ne kadar devam edecek, hangi tarımsal ürünler iklim krizinden etkilenecek, önlem olarak ne yapmalı?

    İKLİM KRİZİ 870 MİLYON ÇİFTÇİYİ ‘SICAKLIK STRESİ’YLE VURACAK

    İklim krizi tarımsal faaliyetlerin yanı sıra çiftçileri de etkileyecek.

    İklim değişikliğinin etkisiyle rekor kıran sıcaklıklardan dünya genelinde tarım sektöründe çalışan 870 milyon insan daha fazla “sıcaklık stresi” riskiyle karşı karşıya kalacak.

    TEMMUZUN İLK HAFTASI KAYDEDİLEN EN SICAK HAFTA OLDU

    Dünya Meteoroloji Örgütü öncü verilere göre, El Nino’nun da etkisiyle sıcaklık rekorlarının devam edebileceğini açıkladı. 

    Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), ön verilere göre temmuzun ilk haftasının dünya genelinde “en sıcak hafta” olduğunu duyurdu.

    WMO, geçici analize göre 7 Temmuz’da ortalama (en sıcak ile en soğuk derecenin toplanıp ikiye bölünmesi) küresel sıcaklığın 17,24 santigrat derece olduğunu belirtip bunun, güçlü etkilere sahip El Nino yılı olan 16 Ağustos 2016’daki önceki rekor olan 16,94°C’nin 0,3°C üzerinde olduğunu vurguladı.

    HEM ISINMA HEM DE KANSER TÜRLERİ ARTABİLİR

    İklim krizi her alanda dünyayı etkilemeye devam ediyor. Küresel sağlık kuruluşları, insan kaynaklı iklim krizinin halk sağlığı için büyük bir tehdit olduğunu ilan etti.

    İklim Kliniği Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Levent Kurnaz, 2023 yılında kırılan sıcaklık rekorunun, 2024 yılında üst seviyede tekrarlanabileceğini belirtti. Prof. Dr. Emine Didem Evci Kiraz ise, UVR ışınlarının başta göz olmak üzere vücudun birçok bölgesini etkileyebilecek kanser çeşitlerini artırabileceğini söyledi.

    Prof. Dr. Levent Kurnaz: “Küresel ısınma nedeniyle atmosferimiz gittikçe ısınıyor. Yeryüzü tamamen düz ve sadece karalarla kaplı olsaydı, bu ısınma her sene azar azar kendisini gösterirdi. Ancak yeryüzünün karalarla ve denizlerle kaplı olması ve bitki örtüsüne sahip olması sıcaklıkta doğal bir değişkenlik yaratır. Bu farklılığı yaratan da çoğunlukla okyanuslardaki akıntılarda oluşan değişikliklerdir. Pasifik Okyanusu’nun suları normalden sıcak olduğunda buna El Nino adı verilir ve El Nino küresel sıcaklıkların da normalde yüksek olmasına neden olur. Benzer şekilde La Nina da sıcaklıkların normalden düşük olması sonucunu getirir. Son üç senedir Pasifik Okyanusu’nda kuvvetli bir La Nina etkisi vardı. Yani sıcaklıklar küresel ısınmanın neden olduğu kadar yüksek hissedilmedi. La Nina etkisi 2023 ilkbahar aylarında sona erdi. Bu küresel ısınmanın etkilerini olduğu gibi görmemize neden oldu. Bu nedenle yeryüzü oldukça sıcak bir haziran ayı geçirdi” dedi.

    2024 YILI TARİHTEKİ EN SICAK SENE OLABİLİR

    Kurnaz sözlerine şöyle devam etti: “Temmuz ayının hemen başında üst üste iki gün küresel sıcaklık rekorlarını kırdık. 3 Temmuz’da küresel ortalama sıcak 17,01, 4 Temmuz’da ise daha da artarak 17,18 oldu. Daha önce yaşanan en yüksek sıcaklık ise 24 Temmuz 2022 ve 13 Ağustos 2016’da ölçülen 16,92 idi. Ancak unutmayalım, El Nino, yani sıcaklıkların ortalama artışın da üzerine çıkacağı dönemi henüz görmeye başlamadık, yalnız o etkiyi yavaş yavaş görmeye başladığımızda bu rekor sıcaklıklar artarak devam edecek. Daha şimdiden 2024 yılının tarihteki en sıcak sene olabileceğini söylemek mümkün” diyerek sıcaklık artışına dikkat çekti.

    İŞ GÜCÜ KAYBINI ARTIRACAK

    Uluslararası Çalışma Örgütü’nden (ILO) alınan verilere göre, sıcaklık stresi nedeniyle dünyada iş verimliliği kaybının 1995’teki yüzde 1,4 seviyesinden 2030’da yüzde 2,2’ye çıkacağı öngörülüyor. Bu oran, aşırı sıcaklık kaynaklı iş gücü kaybının 35 yılda yüzde 57 artacağı anlamına geliyor.

    ILO Araştırma Bölümü Başkanı Catherine Saget, aşırı sıcaklığın çalışanların verimliliğini azalttığını ve insanları daha yavaş çalışmak durumunda bıraktığını söyledi.

    Tarım ve inşaat başta olmak üzere atık yönetimi, turizm ve spor sektörleri gibi açık alanlarda çalışanların aşırı sıcaklıktan etkilendiğini ifade eden Saget: “Tarım ve inşaat sektörü çalışanları aşırı sıcaklardan özellikle etkileniyor. 2021 itibarıyla dünyadaki toplam istihdam 3,2 milyar. Tarım sektörü bu istihdamın 870 milyonunu oluşturuyor.” dedi.

    Saget, tarım sektöründe çalışan insanların aşırı sıcaklığa maruz kalıyor diye konuştu.

    PEKİ SICAKLIK STRESİ İNSANLARI NASIL ETKİLER?

    Yeterli havalandırma olmaması durumunda kapalı mekanlarda çalışanların da aşırı sıcaklar nedeniyle verimlilik kaybı yaşayabileceğini dile getiren Saget, şunları kaydetti: “Sıcaklık stresinin insan sağlığında birçok etkisi olabilir. Sıcaklık stresi, yorgunluk, bitkinlik, konsantrasyonun azalması, kronik böbrek rahatsızlıkları, sıcak çarpması ve bazen ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Ayrıca, sıcaklık stresi bazı çalışan gruplarında diğer riskleri de doğurabiliyor. Örneğin, tarım sektöründe çalışanlar daha fazla sıcaklık stresi riski yaşarken, aynı zamanda sağlıkları için zararlı olabilecek pestisitlere yüksek oranda maruz kalma riskiyle de karşılaşabiliyor.”

    Saget, daha yüksek sıcaklık seviyelerine kademeli olarak uyum sağlamaya yönelik bilgilendirme çalışmalarının da verimli sonuçları olduğuna işaret ederek, “Güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı sağlamakla yükümlü olan işverenler, su erişimi ve dinlenme süreleri gibi imkanları sağlamak zorunda. En sıcak saatlerden kaçınmak için çalışma saatlerini uyarlamak da mümkün.” dedi.

    TARIMDA EL NİNO TEHDİDİ

    El Nino’nun yerel hava durumu üzerindeki etkisinin Türkiye’ye de ulaşacak olması, tarımsal üretimde verim ve rekolte kaybına ilişkin endişeler oluşturdu. Dünyada ekili arazilere zarar vermesi beklenen El Nino’nun Türkiye’de ise özellikle sulu tarım alanları ile meyve-sebze ekimini olumsuz etkileyebileceği belirtildi.

    TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, El Nino’nun kuraklık etkisi nedeniyle sulu tarım yapılan alanlarda; aşırı ve düzensiz şekildeki yağış ve dolular nedeniyle de meyve ve sebzelerde verim ve rekolte kayıpları yaşanabileceğine işaret etti.

    EL NİNO HANGİ ÜRÜNLERİ ETKİLEYEBİLİR?

    Baki Remzi Suiçmez, artma ihtimali bulunan sel ile hem üretim alanlarının zarar göreceğini hem de dikili olan her türlü tarım ürününün olumsuz etkileneceğini söylerken; dolunun da özellikle ayçiçeği, şeker pancarı, ikinci ürün olarak ekilen buğday, kavun ve karpuz ürünlerinde rekolte kaybı yaratabileceğini ifade etti.

    Doluların seralar üzerindeki olumsuz etkilerine de değinen Suiçmez, örtü altı tarımda da üretimin olumsuz etkilenebileceğini kaydetti.

    DÜNYADA DA TARLALARI KURUTMASINDAN KORKULUYOR

    El Nino’nun başlamasıyla birlikte sıcak hava dalgasının dünyada da ekili arazileri kurutacağı ve ekinlere zarar vereceğinden endişe ediliyor.

    Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre, El Nino koşulları 7 yıl sonra ilk kez tropikal Pasifik’te gelişti ve Güneydoğu Asya’da kuraklık riski oluşturdu.

    ABD’deki Maine Üniversitesi’nin Climate Reanalyzer cihazının verilerine göre, 5 Temmuz ile sonlanan hafta, sıcaklıkların kaydının tutulduğu son 44 yılın en sıcak haftası olarak kayıtlara geçmişti.

    EL NİNO NEDİR?

    Küresel bir okyanus-atmosfer olayı olan El Nino, okyanus yüzey sularının sıcaklığındaki büyük salınımlar ve bunların yol açtığı atmosferik olayların genel adı olarak kullanılıyor.

    El Nino’nun gücüne bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kuraklık ve şiddetli yağış riskinin artması gibi çeşitli olumsuz etkilere yol açabileceği ve sıcaklık rekorunun yaşanabileceği düşünülüyor.

    GIDA FİYATLARI ZATEN 34 AYDIR ARALIKSIZ ARTIYOR

    Öte yandan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, dünya gıda fiyatları endeksi haziranda, Nisan 2021’den bu yana en düşük seviyeye gerilemişti.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ise, Türkiye’deki gıda fiyatları Ağustos 2020’den bu yana geçen 34 aydır aralıksız artıyor.

    Buna göre, haziranda aylık enflasyon yüzde 3,92, yıllık enflasyon yüzde 38,21, 6 aylık enflasyon yüzde 19,77 olmuş; ENAG’a göre ise haziranda tüketici fiyatları aylık yüzde 8,54, yıllık yüzde 108,58, 6 aylık yüzde 50,53 artmıştı.

    Haziranda yıllık gıda enflasyonu yüzde 53,92 olarak hesaplanmıştı.

    İKLİM MASASI: TÜRKİYE’DE TARIM KURAKLIK VE SICAKLAR NEDENİYLE TEHLİKE ALTINDA

    Dr. Oğuz Tutal’ın Türkiye için önemli beş tarımsal ürünün iklim değişikliğinden nasıl etkilendiğini inceleyen araştırmasına göre, üretimde en büyük tehlike kuraklık ve aşırı sıcaklar.

    Düşük veya düzensiz yağışların da verimi düşürdüğünü kaydeden çalışma, gerekli önlemler alınmazsa, gıda enflasyonunun daha da şiddetlenebileceği konusunda uyarıyor.

    Kuraklık, Güneydoğu Anadolu bölgesinde buğday, arpa, Antep fıstığı, pamuk gibi önemli ürünlerin verimini düşürdü. Benzer şekilde, Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde zeytin ve zeytinyağı üretimi olumsuz etkilendi ve son yıllarda Türkiye, bu alandaki rekabet avantajını yitirdi. Sıcak hava şokları, zeytin sineği gibi zararlıların hızla yayılmasına sebep olurken, dolu fırtınaları da ürünlere ciddi fiziksel zararlar veriyor.

    İç Anadolu’da yer altı sularının azalması ve kuraklık, üretimde dalgalanmalara ve gıda güvenliği, göç gibi konularda uzun vadeli tehditlerin oluşmasına neden oluyor. Birçok bölgede ürünlerin yetişme ve hasat mevsimlerinin değişmesi, çiftçiler için belirsizliği artırıyor. Karşılaştıkları ekonomik ve teknik sorunlara iklim değişikliği de eklenen üreticiler, tüm bunlarla mücadele etmekte zorlanıyorlar.

    2022 yılında yayınlanan bir akademik çalışma ise iklim değişikliğinin Türkiye tarımına çeşitli etkileri konusunda daha bütüncül bir tablo sunuyor. Türkiye için büyük önem taşıyan beş tarla bitkisinin 1968’den 2018’e iklim değişikliğinden farklı şekillerde etkilendiğini ortaya koyuyor.

    Araştırmaya göre, Türkiye’de ekili alanların en az yüzde 80’ini kaplayan buğday, arpa, pamuk, ayçiçeği ve çayın karşı karşıya kaldığı etkiler, bölgeye ve zamana bağlı olarak farklılaşsa da, sorunlar genellikle kuraklıktan ve yüksek sıcaklıklardan kaynaklanıyor.

    EN BÜYÜK DARBE, GÜNEYDOĞU’DA PAMUK ÜRETİMİNE

    Yapılan birçok çalışma, sıcaklıkların ve kuraklık riskinin Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve Ege bölgeleri için hayli yüksek, hatta kaçınılmaz olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle, incelenen beş üründen öncelikle pamuk, ardından ayçiçeği ve buğday için önemli riskler var.

    İncelenen beş ürün içerisinde iklim değişikliğine bağlı gözlenen en büyük etki, Güneydoğu’daki pamuk üretiminde oldu; aşırı sıcaklıklar ve kuraklık, verimi düşürdü.

    Sadece Şanlıurfa ve Diyarbakır, toplam üretimin neredeyse yarısını karşılıyor. Oysa hem sıcağı hem de suyu seven pamuk için yağış ve sulama olanakları kritik önem taşıyor. Dolayısıyla Güneydoğu Anadolu’da gözlenen normalin üzerinde sıcaklıklar ve düşük yağışlar, üretimi olumsuz etkiliyor.

    Güneydoğu Anadolu’da ve Akdeniz bölgesinde pamuk üretiminin sürdürülebilmesi için sulama sistemlerinin verimli hale getirilmesi ve kuraklığa dirençli tohumların tercih edilmesi büyük önem taşıyor.

    İÇ ANADOLU’DA AYÇİÇEĞİNDEN VAZGEÇİLMELİ

    İç Anadolu bölgesinin özellikle Konya, Aksaray ve Ankara gibi orta ve güney kesimlerinde, ülkenin en az yağış alan bazı illeri bulunuyor. Tam da bu bölgelerde yüksek su talebi olan ürünler yetiştirilmesi, yer altı suları üzerinde daha da büyük baskı oluşturuyor.

    Yağışların giderek daha da azaldığı göz önünde bulundurulduğunda, bu bölgede birçok ürünü yetiştirmek yakın gelecekte iyice zorlaşacak. Örneğin burada ağırlıklı olarak kuru tarıma dayalı gerçekleştirilen buğday üretimi, yeterli sulama imkanlarının sağlanamadığı durumda daha da verimsiz hale gelebilir.

    Araştırma sonuçları, özellikle ayçiçeği tarımının İç Anadolu’nun alt kesimlerinde terk edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Su ihtiyacı yüksek olan bu ürünün bitki fizyolojisi, yazın yaşanan kuraklıklarla bozuluyor. Düşük yağışlar, sıcaklık stresi ve sıcaklık anomalileri, bitkinin direncini yitirmesine ve verim düşüşünün gözlenmesine neden oluyor.

    Ilımanlaşan iklim nedeniyle İç Anadolu–Karadeniz geçiş kuşağı ve hatta Van ve Bitlis gibi Doğu Anadolu illerinde ayçiçeği yetiştirilmesi, uygun bir alternatif olarak öne çıkıyor.

    BUĞDAYDA TEMEL SORUN KURAKLIK

    Türkiye’de tarımsal üretimde aslan payı buğdayın; kayıtlı çiftçilerin yüzde 40’ı buğday üretiyor. Makarna, bisküvi gibi işlenmiş buğday ürünlerinde yıllık ihracatımız 10 milyar doları geçmek üzere. Ancak tahılların genelinde olduğu gibi buğday üretiminde de temel sorun, kuraklık. Üstelik tahminler, 2050 yılında tarımsal kuraklığın yüzde 37, sıcak hava dalgalarının ise yüzde 40 ila yüzde 100 seviyesinde artacağını söylüyor.

    Mevsim normalinin üstündeki sıcaklıkların yanı sıra, gece ve gündüz sıcaklık farklarının artması da buğdayı olumsuz etkileyen bir diğer faktör.

    İç Anadolu, Akdeniz-Ege ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise ekstrem yağışlar buğday verimini düşürüyor. Don tehlikesi, özellikle İç Anadolu’da buğday verimini baskılıyor.

    Buğdayla birlikte bir diğer önemli tarım bitkisi de arpa: Türkiye’de ekili tarım yapan her 10 çiftçiden dördü, buğday ya da arpa yetiştiriyor. Yaklaşık yüzde 85’i hayvan yemi olarak kullanılan bu ürün, hayvancılık ve yem sanayii için hayati bir girdi.

    Ancak iklim değişikliğinin arpa üzerindeki etkisi de bölgeden bölgeye farklılık gösteriyor. Akdeniz, Ege ve Güneydoğu bölgelerinde sıcaklık anomalileri, verimi düşürüyor. Öte yandan Erzurum, Kars ve Ağrı gibi verimin en düşük olduğu illerdeki ılımanlaşma, bu bölgeleri arpa ve buğday tarımı için daha uygun hale getirebilir.

    ÇAYDA TEHLİKE DÜZENSİZ VE BOL YAĞIŞLAR

    İncelenen diğer bitkilerden farklı olarak oldukça bölgesel bir ürün olan çay; Rize, Artvin, Trabzon gibi Doğu Karadeniz bölgesindeki illerimizde neredeyse tek tarımsal gelir kaynağı durumunda. Rize’de ekili alanların yüzde 99’unda, Artvin’de 70’inde, Trabzon’da ise yarısında çay yetiştiriliyor. Bölgede, yılda yaklaşık 2,5 milyar dolarlık ciro yaratan çayın işlendiği 207 aktif çay fabrikası bulunuyor.

    Genel kanının aksine, bölge iklimini dikkate aldığımızda yüksek sıcaklıklarının çay verimini artırdığını söyleyebiliriz. Çay, yağışla birlikte nem de talep eden bir ürün olduğundan, verimde olumlu bir etkiden söz edilebilir.

    Öte yandan, artan sıcaklıkların olumsuz etkileri de yok değil: Çok yüksek sıcaklıklar ve nem, bitki zararlılarının hızla yayılmasına yol açıyor. Örneğin; çay kurdu ve kırmızı örümcek akarı gibi zararlılar, yapraklarda kuruma, sararma ve dökülmeye neden olarak bitkiye zarar veriyor. Kış sıcaklıklarının yükselmesi de bu etkiyi perçinliyor.

    Ancak çay üretiminde asıl tehlike, çok düzensiz ve bol miktarda yağışın toprak yapısını ve bitkiyi etkilemesi. Atmosferdeki su buharı miktarının artmasına neden olan iklim değişikliği, yoğun yağışları artırıyor. Aynı zamanda yağış desenlerini değiştirerek uzun süre aralıksız yağışlara veya kuraklığa yol açabiliyor.

    ORTALAMANIN ÜZERİNDEKİ SICAKLIKLAR HAYVANLARI DA OLUMSUZ ETKİLİYOR

    Değişen iklim koşulları tüm çiftlik hayvanlarını ve çiftlik verimliliğini de olumsuz etkiliyor.

    Sıcaklık stresi; beslemeyi, vücut sıcaklığını, bakım gereksinimlerini, metabolik süreçleri, yem etkinliğini, süt verimini ve üreme etkinliğini, davranışlarını ve hastalıklara karşı direnci etkiliyor.

    Ruminant hayvanların bulaşıcı hastalıklara yatkınlığını artıran sıcaklık stresi önleyici stratejiler hayata geçirilmediğinde ise yüksek ölüm oranları görülüyor.

    Küresel ısınma ile önem kazanan sıcaklık stresinin sadece çiftlikler için değil ulusal ekonomiler için de yıkıcı etkileri olacağı raporlanıyor.

    Cornell Üniversitesi’nin 2022 yılında sunduğu bir çalışmaya göre konuyla ilgili yeteri kadar önlem alınmazsa bu yüzyılın sonunda hayvan üreticileri yılda 15 ila 40 milyar dolar arasında mali kayıpla karşı karşıya kalabilir.

    SICAKLIK STRESİ YEM TÜKETİMİNİ DE ETKİLİYOR

    Uzmanlara göre, hayvancılıkta yüksek çevre sıcaklığı, en yaygın stres faktörleri arasında yer alıyor. Şiddetli yaz sıcakları, verimliliği inek başına yüzde 80 düşürürken, üreme performansı da yüzde 20 geriliyor.

    Sıcaklık stresi durumunda azalan süt veriminin kök nedeni, ineğin stres nedeniyle yem tüketimini azaltması olarak gösteriliyor.

    SICAKLIK STRESİYLE MÜCADELEDE BESLEME ETKİLİ

    Özellikle yaz aylarında artış gösteren sıcaklık stresi sorunuyla mücadelede, hayvan besleme stratejisi büyük önem taşıyor.

    Özellikle bu dönemde yem tüketimini teşvik eden özel katkılar ve bağışıklık sistemini güçlendiren ürünlerin daha fazla verilmesi gerekiyor.

    ÜRETİCİLER DESTEKLENMELİ

    Peki bu süreci en az kayıpla atlatmak için neler yapılmalı?

    İklim değişikliğinin etkilerini en aza indirmek için uyum ve azaltım politikaları uygulamak gerekiyor. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerini gidermek açısından alınması gereken öncelikli önlemlerden biri, iklim kaynaklı ürün kayıp sigortası mekanizmalarının yaygınlaştırılması ve çiftçilerin girdi maliyetlerini düşürecek teşvik ve desteklerin sağlanması.

    Türkiye’nin traktör gibi tarımsal ekipmanlarının da oldukça yaşlı olduğu düşünüldüğünde, verimin artırılması ve iklim değişikliği kaynaklı kayıpların telafisinde bu ekipmanların yenilenmesi de önemli rol oynayabilir.

    KURAKLIK ODAKLI SU YÖNETİMİ ŞART

    Acilen atılması gereken bir diğer adım da kuraklık ve yüksek sıcaklıklar karşısında su stresini azaltmak için doğru su kullanım yöntemlerini devreye sokmak. Damla sulama, yağmur suyu toplama gibi verimli ve basit teknikleri, iyi bir planlama ile kısa vadede gerçekleştirmek mümkün.

    Kuraklık konusunda bahsedilebilecek iyi bir örnek Avustralya. İklim ve toprak yapısı açısından Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne oldukça benzer karakteristiğe sahip bu ülkede, 1992 yılından itibaren kuraklık odaklı su yönetimi modeli devreye sokuldu.

    2019 yılına gelindiğinde, pamuk üretiminde balya başına su kullanımı yüzde 48 azalmış ve verim yüzde 97 artmıştı.

    AKILLI TARIM UYGULAMALARI YAYGINLAŞTIRILMALI

    İklim değişikliğinin etkilerinin artmasıyla birlikte, veriye dayalı akıllı tarım uygulamalarının hayati bir rol üstlenebileceği de görülüyor. Bu uygulamalar, çiftçilere anlık takip olanakları sunuyor, bitkinin ve toprağın ihtiyaçlarını anlamayı ve hızlı cevap verebilmeyi kolaylaştırıyor.

    Bu tarım uygulamalarından faydalanıp iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltanlar arasında İspanyol şarap üreticileri de bulunuyor.

    Toprak nemi sensörleri ve meteoroloji istasyonları gibi çeşitli sensörlerden toplanan verileri kullanan çiftçiler, toprak nem seviyelerini ve hava koşullarını gerçek zamanlı olarak izleyebiliyorlar. Bu çabaların su kullanımını yüzde 20 ila yüzde 50 oranında azalttığı, verimi ise yüzde 5 ila yüzde 20 oranında arttırdığı gözlemleniyor.

    BÖLGESEL VE ULUSAL POLİTİKALAR GELİŞTİRİLMELİ

    İklim değişikliğine uyum konusunda her bölgede aynı şekilde uygulanabilecek bir reçeteden söz etmek mümkün değil. Çözümlerin, ürünlerin ve bölgelerin ihtiyaçlarına göre bulunması, birçok paydaşla birlikte planlanması gerekiyor.

    Bunlar arasında bölgesel ve ulusal ürün desen haritalarının çıkarılması, havza bazlı su yönetimi ve tarımsal ürün deseni planlarının yapılması, atıl durumdaki toprakların üretime kazandırılması gibi adımlar sayılabilir. Sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik planlar da bu hedefe ulaşmada dolaylı yoldan katkı sunacaklardır.

    Ancak bu çabaların işe yaraması için en gerekli koşullardan biri, üretici ve çiftçilerin kapasitelerinin artırılması. Doğru uygulayıcı olmadığı takdirde, bahsedilen tüm tedbirler laftan ibaret olacaktır.

    Yazan: Gazeteci Taner Öztürk 

    Son Yazılar

    Önerilen Yazılar

    ×
    ×