Son Yazılar

GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE AMA NEREDE?

Merhaba,

21 Aralık Dünya Kooperatifçilik günüydü biliyorsunuz…

Ya da bilmiyorsunuz. Özellikle tarım sektörüne ilginiz azsa (ki olabilir tabii) veya evinizi bir kooperatiften almadıysanız, kooperatifin ne olduğunu ve özellikle tarım sektörü için ne anlama geldiğini bilmiyor olabilirsiniz.

Ama çok çok önemli bir kavramdır, özellikle tarım sektörü ve çiftçimiz için gerçekten elzemdir. Bu arada geçtiğimiz hafta sonu webagron web sayfasında yayınlanan harika bir kooperatifçilik dosya haberi var. Okumadıysanız, onu da öneririm.

Dünya’da kooperatifleşmenin gelişimini incelediğimizde, daha çok kooperatifçilik hareketinin eskilere dayandığı gelişmiş ülkelerde ileri düzeylere vardığı görülüyor.

Bu konuda da erken kalkan yol almış anlayacağınız. Ülkemizde de tarımsal kooperatifçiliğin tarihi eskidir, çok eskidir hem de…

Çağdaş kooperatifçiliğin ülkemizdeki ilk uygulaması taa 1863 yılında devlet eliyle kurulan “memleket sandıkları” ile başlıyor. Bugünkü tarım kredi kooperatifçiliği benzeri bir yapı olduğunu hayal edin…

Ancak kooperatifçiliğimizde ilk esaslı gelişme Cumhuriyet döneminde oluyor.
Ülke kooperatifçiliği için en önemli fırsatlardan biri kesinlikle Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kooperatifçiliğin potansiyelini ve katkısını fark etmiş olması…

Atatürk, 1920’den ölümüne kadar sürekli olarak Türkiye’deki kooperatif hareketinin içinde yer almış. Gittiği yerlerde yaptığı konuşmalarında kooperatifçiliğe yer vererek halkın bilinçlenmesine çalışmış. Ayrıca Atatürk, kooperatifçiliğin koruyucusu, hamisi ve bizzat kooperatif ortağı olmuş.

Ülkemizde, 1920 ile 1938 yılları arasında kooperatiflere yönelik yapılan tüm hukuki düzenlemeler de, Atatürk’ün önderliğinde gerçekleşmiş.

Hani söyledik ya, erken kalkan yol almış gelişmiş ülkelerde diye, biz de erken kalkmışız ama sonra tekrar uyumuşuz, uyutmuşlar, hem de mışıl mışıl?

Şimdi diyeceksiniz ki; Pancar Ekicileri Kooperatifleri var, Tarım Kredi Kooperatifleri var,  Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri var,  Tarım Satış Kooperatifleri var, Ormancılık Kooperatifleri var, Sulama Kooperatifleri, Su Ürünleri Kooperatifleri, Üretim ve Pazarlama Kooperatifleri var, Yaş Sebze ve Meyve Pazarlama Kooperatifi var, var oğlu var, binlerce kooperatif, yüzbinlerce, 4 milyona yakın da ortağı var. Bunlara ne diyeceğiz?

Oraya da geleceğiz.

Ama oraya gelebilmek için biraz insanı ve işin sosyal yönünü de özetlemek lazım çünkü.

Cumhuriyetimiz sermaye birikimini kuruluş yıllarından itibaren tarımsal ürünlerin ihracatı ile oluşturdu. 1970’li yıllardan sonra kuralsız ve özel sermayeye her türlü olanağı veren politikalar en öldürücü yumruğunu 1980 darbesiyle vurdu.

İşin insan, yani insani değerler, kooperatifleşmenin de özü olan; yardımlaşma, dayanışma unsurları, nüfus yapısını da içine alan sosyal boyutları bir yana bırakıldı, sadece ‘tarım ekonomik bir sektördür’ söylemiyle hareket edilerek her şey maliyete bağlandı.

Maliyet yüksek ise ithalat kapıları sonuna kadar açıldı. 1990’lı yıllardan sonra ise piyasayı düzenleyen tüm kamu kurumları işlevsizleştirilerek ya da özelleştirilerek devre dışı bırakıldı. Şimdi yeniden toparlama gayreti var ama henüz olumlu sonuçları görülmüş değil.

Buna hazırlıksız yakalanan Türk çiftçisi korumasızdı. Çiftçimizi koruyacak tek yapı evrensel ilkelere uygun tarımsal kooperatiflerdi. O zamanlar da önemsenmedi.

Ne rastlantıdır ki; Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığının, dikkat buyurun Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı diyorum, bakanlığın adında kooperatif kelimesi vardı… Ne oldu? Bekli kooperatif kelimesine bile tahammül edilemedi, bilinmez ama  Tarım ve Orman Bakanlığına bağlandı.

Peki ne zaman? Tarımın acımasız serbest piyasa düzenine bırakılması sürecinin başlangıcı ne zaman demiştik. 80’ler…1983’te bağlandı. Tesadüf müdür?

Kamudan bağımsız yerel ve bölgesel ölçekte başarılı olan, o zaman sayıları iki elin parmağını geçmeyen kooperatifleri bir yana bırakırsak sonraki 20 yıl kooperatiflerin finansman, örgütlenme, mevzuat, eğitim ve araştırma olanaklarının kısıtlılığı ve denetim eksikliklerinin tartışılmasıyla geçti ki, zaten bu başlıklar kooperatifçiliğin temelini oluşturuyordu.

2004 yılının sonunda, yani 20 yıl önce düzenlenen, 2. Tarım Şurası’nda bu konularda mesafe kaydedilemediği vurgulanıyor, çözüm önerileri belirleniyor, yapılacaklar bir takvime bağlanıyordu. Ancak metnin ruhunda Türk çiftçisinin kalkınmasından çok, o zamanlar gündemde olan Avrupa Birliği tarım müzakerelerine uyum amacı vardı.

2012 yılında sektörün tüm bileşenlerini heyecanlandıran bir gelişme oldu. Birleşmiş Milletlerin 2012’yi Uluslararası Kooperatifler Yılı olarak ilan etmesinin ardından ülkemizde de Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı hazırlandı. Üstelik bu plan hükûmet ile kooperatiflerin bütünüyle anlaştığı bir metindi. Bugüne kadar kayda değer bir gelişme olmadı. 2017’de eylem planının kapatılmasına (ne demekse), yeni bir eylem planı hazırlanmasına karar verildi. Bu planı gören olmadı ama hem Ticaret hem de Tarım ve Orman Bakanlığının daha üst düzey belgelerinde kooperatifçiliğin geliştirilmesine vurgular yapıldı.

2019 yılının sonunda yapılan 3. Tarım Şurasının önem sırasına göre yazıldığı belli olan 59 maddelik sonuç bildirgesinde üretici örgütleri konusu ancak 48. sırada yer bulabiliyor, örgütlerin etkinliğinin artırılması için yönlendirilmesi gibi genel bir cümleyle konu geçiştiriliyordu. Tarımda Üretici Örgütlenmesi Grubu Çalışma Belgesinde çok sayıda tespit ve öneri vardı ama yazanların dışında kim okudu bilmem.

Şimdi yeni yılda Nisan ayında 4. Tarım Şurası toplanacak bakalım ne olacak?

Tarım ve Orman Bakanlığının 1999-2023 yılını kapsayan Stratejik Planında ise kooperatifleşme ve örgütlenme eksiklikleri zayıf yönlerimiz arasında yer alıyordu. 2024- 2028 yıllarını kapsayacak Stratejik Planda da ‘’Kooperatifleşme ve örgütlenmede eksikliğimiz var, tarımsal amaçlı kooperatifler pazarlama ve katma değer elde etme konusunda yetersiz.’’ yazıyor. Bir şey değişmemiş yani.

Bu arada 2023 yılının sonunda bence çok güzel bir iş yapıldı. Sayıları 11 bini aşan tarımsal amaçlı birlik ve kooperatif sınıflandırıldı. Tarımsal amaçlı kooperatifler, üretici birlikleri ve ıslah amaçlı yetiştirici birlikleri derecelendirme kapsamına alındı. Tarım ve Orman Bakanlığı, uzatmadan anlatayım, çeşitli kriterlere göre örgütleri sınıflandırdı.

“Birinci Derece Tarımsal Amaçlı Örgüt Belgesi”  almaya hak kazanan 103 tarımsal örgüt desteklerden daha çok yararlanacak. Kooperatifçiliğin gelişmesi için güncel tek güzel gelişme de bu oldu zaten.

Ama bu durum ülkemizde henüz evrensel kooperatifçilik ilkelerine tam olarak uyumlu bir tarımsal kooperatifçilik olduğu anlamına gelmiyor.

Dünyada ekonomik olarak en güçlü 300 kooperatifin %30’u tarım ile ilgili. Hollanda, Fransa, Finlandiya toplam GSYH’lerinin %10’undan fazlasını kooperatif ekonomisinin oluşturduğu ülkelerden üç örnek sadece.

Yeni Zelanda, Fransa, İsviçre, İtalya, Almaya, Danimarka ve Norveç kooperatiflerin ekonomi içinde çok etkin olduğu diğer ülkeler.

Bu ülkelerde kooperatiflerin pazar payları çok yüksek…Bazı ürünlerde ise %100’ü buluyor.

AB’de üretilen toplam tarımsal üretim değerinin %40’ını kooperatifler üretiyor.

Kooperatiflerin pazar payı süt ve süt ürünlerinde %60’a yakınken meyve ve

sebzede %40’ı, tahıllarda ise %30’u geçiyor. Yine AB’de tarıma dayalı sanayinin ham madde ihtiyacının yarısını kooperatifler sağlıyor.

AB tarım sektöründe; Hollanda %83, Finlandiya %79, İtalya %55, Fransa %50 oranında pazar payına sahip. Neden acaba? E az önce yazdık, kooperatifleri çok güçlü olduğu için…

Ülkemizde bugün tarımın geldiği noktada; bitkisel üretim ve hayvancılıkta ithalatı çözümmüş gibi algılayan politikalar, girdi maliyetlerinin yüksek oluşu, üretim sürecinde yaşanan sorunlar hem çiftçiyi hem de tüketiciyi olumsuz etkiliyor.

Yüksek girdi fiyatları karşısında düşük kalan destekleme miktarlarına bir de üreticinin ürettiği ürünü maliyet fiyatına dahi satamaması eklenince üretici tarımdan kopuyor.

Son dönemlerde gündeme gelen fiyat istikrarsızlığının nedenlerinden biriyse üreticinin elinden ürününü düşük fiyatla alan aracılar tabii ki… Kayıt dışılık ta sorunun nedenlerinden biri…

Neden bunları saydık? Çünkü tüm bu sorunların çözümü kooperatifçilikten geçiyor.

Zarara uğrama tehlikesine oldukça açık olan tarım sektöründe riskleri en aza indirmenin yolu kooperatifleşmek…

Kooperatifler, ortaklarına ucuz girdilerinin sağlanması, ürünlerin işlenmesi, pazarlanması gibi üretimin bütün aşamalarında destek oluyor. Tarımda kooperatifleşme en başta iç göçün önlenerek yerelde kalkınmayı sağlamada önemli rol alıyor. Üretici emeğinin gerçek değerini bulması için ülkemizde etkin bir kooperatifleşme şart…

Özellikle gelişmiş ülkelerin birçoğu son dönemlerde tarım politikaları hedeflerinde öne çıkan; sürdürülebilir kalkınma, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma, küçük aile işletmelerinin güçlendirilmesi gibi alanlarda kooperatiflerin sağladığı katkıyı fark ederek tarımsal örgütlerden daha çok yararlanmaya çalışıyor.

Avrupa’da kooperatifler Tarımsal Araştırma ve Geliştirme Merkezi kuruyor.

Ülkemizde kooperatiflerin sayısı yüksek ama etkin değil, güçlü değil…

Yerel yönetimlerle kooperatiflerin iş birliği de birkaç örnek dışında çok işlevsel değil.

Oysaki her bölgenin kendine has ürünlerinin, o bölgede o coğrafyayı en iyi tanıyan kişiler tarafından üretilmesini kim sağlayacak? Kooperatiflerin, yerel yönetimlerin ve devletin iş birliği tabii ki…

Bütün üretici örgütlerinin katılımıyla kurulacak kooperatif tabanlı bir tarım bankası mesela… Yıllardır söylenir… Nerede?

Denetim ile ilgili güvenilir, profesyonel, bağımsız denetim hizmetini verebilecek bir yapı… On yıllardır söylenir… Nerede?

Üretici örgütlerinde yöneticilere, üye/ortaklara ve teknik personele düzenli eğitimler verebilecek, “proje ofisleri” ile proje hazırlama, başvuruda bulunma ve uygulama gibi konularda yol gösterici olacak, AR-GE hizmeti verebilecek birimler mesela… Nerede?

Ama öncelikle üreticinin kendisinde farkındalık olmalı ve örgütüne sahip çıkmalıdır.

Dilim zor varıyor ama…Nerede?

Son Yazılar

Önerilen Yazılar