Kırmızı et üretiminin içinde küçükbaş hayvan eti %25 ila %30 arasında değişiyor. Resmi verilere göre biz yılda, kimi kaynaklara göre kişi başı 5,5 kg, kimi kaynaklara göre de 7 kg küçükbaş eti yiyoruz. İki verinin sahibi de kamu kurumu ama artık bu veri uyuşmazlığı konusuna sonra değinelim.
Biz 6-7 kg küçükbaş eti yerken dünya ortalaması ise sadece 2 kg. Bizim tüketim dünya ortalamasının 3 katı ama dünyada yılda kişi başı 12 kg domuz eti tüketimi var. Bu nedenledir ki Tarım ve Orman Bakanlığı ve ilgili kuruluşların küçükbaş konusunda ilk hedeflerinden biri küçükbaş hayvan eti tüketimini artırmaya yönelik çalışmalar yapmak.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, şubat ayında Hayvancılık Yol Haritası’nı açıklarken küçükbaş hayvancılık için çok önemli şeyler söyledi. Bakan Yumaklı, “Mevcut modelde aşısı ve kaydı olan her buzağıya destek veriyorduk. Yeni modelde buzağının yanı sıra aşısı ve kaydı yapılan her kuzu ve oğlak için de destek veriyoruz.” dedi.
Yumaklı, yine mevcut destekleme modelinde işletme büyüklüğüne göre belirli sınırlandırmalar olduğunu anımsatarak, yeni desteklemelerde bu sınırlandırmaları kaldırıp, üreten herkese, ürettiği kadar destek verileceğini dile getirdi ve “Aile işletmelerine tüm hayvancılık desteklemelerinde ilk defa ilave destek veriyoruz. Bu sayede aile işletmeleri temel destekle aynı oranda ilave destek alarak, en az iki kat destek almış olacak.” dedi. Tüm bunlar tabii ki sektörde olumlu karşılandı.
TÜİK’in şubat ayında yayınladığı hayvansal üretim istatistiklerine göre 42 milyonu koyun, 10 milyonu keçi olmak üzere 52 milyon küçükbaş hayvanımız var. 2023 yılında 2022’ye göre küçükbaş hayvan sayısı %7 azalmış ama Tarım Bakanlığının Stratejik Planı’na göre 2028 yılına kadar küçükbaş hayvan sayısı %8 artırılacak.
2020 yılındaki Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli, “2023’te küçükbaş hayvan sayımız nüfusumuz kadar olacak” yani 85 milyon olacak demişti ama demek ki hedef revize edildi, küçültüldü.
Son 15-20 yılda koyun ve keçi yetiştiriciliğinde gelişim sağlamak için çok yoğun çaba sarf edildi. Özellikle Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından yürütülen yerli hayvan genetik kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi, ırk tescili ile koyun-keçi ıslahı için önemli adımlar ve temeller atıldı. Halk Elinde Küçükbaş Hayvan Islahı Ülkesel Projesi ve sayıları artan Damızlık Koç Teke Üretim Merkezleri bu anlamda çok önemli. Islahla ilgili yetiştiricilerde bilinç düzeyi de artıyor ama bu konuda zorluklar da var.
Nedir zorluklar?
Islah programlarının maliyeti gerçekten çok yüksek. Bu nedenle ıslah programlarına üreticinin katılımını sağlamak için daha çok destek vermek gerekiyor. Damızlık niteliği olan dişi kuzu ve oğlakları oranı azalsa da ne yazık ki hâlâ kesiyoruz.
Hele gelişmiş ülkelerde küçükbaş ıslahında kullanılan genetik ilerlemeyi sağlayan suni tohumlama ve embriyo transferi konusunda teknik bilgimiz olmasına rağmen uygulamada çok zayıfız. Teknik uzmanlar, bu yöntemlerin özellikle yerli ırkların ıslahında kullanılması halinde kısa sürede canlı ağırlık artışı ve süt veriminde önemli derecede ilerleme sağlanabilir diyor.
Ülkemizdeki meraların büyük çoğunluğu düşük verimli olduğu için küçükbaş hayvancılık açısından uygun bir ülke olduğumuzu, özellikle koyun ve keçi yetiştiriciliğinin Türkiye’de yapılabilecek en düşük maliyetli hayvancılık olduğunu çoğumuz biliyoruz.
Ancak, ülkenin çayır mera varlığı, anız ve nadas alanları ile orman içi otlatma alanları göz önüne alındığında küçükbaştan elde edilen et ve süt miktarı gereken seviyede değil ne yazık ki. Hayvan başına üretilen süt miktarı da düşük. Süt sağım işçiliği çok pahalı.
Türkiye’de küçükbaş yetiştiriciliğinin sorunlarının başında, ekonomik ve sosyokültürel birçok faktöre bağlı olarak aileden ya da dışarıdan temin edilen iş gücünde yaşanan hızlı azalış geliyor. Çok kitabi oldu diyorsanız bakıcı ve çoban yok diyebiliriz, ez cümle…
Sosyal güvenlik, sosyal imkân yoksa, ciddi bir imaj sorunu varsa, çoban da yok demektir. Öyle sürü yöneticisi ismi vermekle, 10-15 tane çobana karavan dağıtmakla olmuyor.
Hadi o ekonomik ve sosyal sorunları kısa vadede çözemiyoruz, bari çobanlık yapmak isteyen yabancı uyruklu kişilerin çalışma izinleri ve sorumlulukları ile ilgili esasları tam olarak belirleyelim ve çoban sorunu yaşadığımız bu süreçte bu kişilerden sorunsuz yararlanalım değil mi?
Çoban yoksa başka ne yok? Meraya çıkmak yok. Küçükbaş hayvan işletmelerinin yarısı zaten 50 baş sayısının altında ve bu işletmelerin büyük çoğunluğunda kaliteli kaba yem üretilemiyor, dolayısıyla maliyet artıyor.
Söz konusu sorunlar çok farklı gibi gözükse de aslında çok bağlantılı. Birini göz ardı edip, ikinci plana atarsanız, diğeri için harcadığınız çaba boşa gidiyor. Yıllardır bunu gördük. Bu kez yeni modelde, yeni yol haritasında ilerlerken umarız bu kaderimiz değişir.
Yoksa “koyun eti kokuyor, 100 bin lira aylıkla çoban bulunamıyor, mera da yok, küçükbaş hayvancılık bitiyor” kıskacında sıkışıp kalmaya devam ederiz.

