Son Yazılar

TOPRAK, FINDIK VE SIFIR GÜMRÜK

Her yıl 11-17 Haziran arası, Türkiye’de Toprak Haftası olarak anılıyor. 15 Haziran ise Toprak Bayramı. Bu özel tarihler, tarım topraklarının korunması, sürdürülebilir kullanımı ve toprak kaybına karşı toplumsal bilinç oluşturmak amacıyla belirlenmiş.

Kutlama kelimesini bilerek kullanmadım.

Yani bu hafta, sadece çiftçinin değil, herkesin geleceğini ilgilendiren bir uyarı haftası aslında.

Ama neyi hatırlıyoruz? Gerçekten hatırlıyor muyuz?

Verimli tarım alanları betonla kaplanırken, bağlar bahçeler parsel parsel satılırken, her yıl binlerce hektar tarım toprağı tarım dışı kullanıma açılırken Toprak Bayramı’nı (!) konuşmak, maalesef trajikomik bir tabloya dönüşüyor. Bugün gıdanın, üretimin, ekonominin bu kadar kırılgan olmasının nedeni toprağın kıymetini zamanında bilmememizdir.

Toprak sadece çiftçinin değil, toplumun tamamının meselesidir.

  • Toprak varsa üretim olur.
  • Üretim varsa gıda olur.
  • Gıda varsa bağımsızlık olur.

Yoksa süpermarket rafları ithalatla dolar, yerli üretici tarlasını boş bırakır. Ama toprak satın alamayacağımız tek şeydir.

FINDIKTA GÖRÜNEN KÖY: ELDE VAR SIFIR

Yıllardır “dünya lideriyiz” diye övündüğümüz fındıkta bile tablo parlak değil.

Dünyada fındığın üçte ikisini biz üretiyoruz ama pazar payımız hızla geriliyor. İhracatta eski gücümüz kalmamış. Çünkü bahçeler küçülüyor, bakımı yapılmıyor, verim düşüyor.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) hazırladığı rapora göre, Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payı yüzde 65 düzeyinde.

Ancak bu oran, gerekli yapısal reformlar hayata geçirilmezse 15 yıl içinde yüzde 50’nin altına inebilir. Aynı raporun açıklandığı “Türkiye Fındık Üretiminde Ekonomik ve Toplumsal Sorunlar, Dönüşümler” başlıklı konferansta çok daha çarpıcı veriler de paylaşıldı:

Bahçe sahiplerinin yarıya yakını şehirde yaşıyor. Düzenli budama, gübreleme yapılmıyor. Doğu Karadeniz’in engebeli yapısı, mirasla bölünen araziler, yetersiz makineleşme, artan işçilik maliyeti derken verimlilik giderek düşüyor.

Üstelik fındık çoğunlukla işlenmeden, yani katma değeri düşük şekilde ihraç ediliyor. Oysa Şili, Gürcistan, Azerbaycan gibi ülkelerde üretim artıyor, ciddi yatırımlar yapıyor ve bu ülkeler dünya piyasasında hızla ilerliyor. Biz ise hâlâ geçmişin mirasını yiyoruz.
Ama unutmayalım: Miras yediler, günü kurtarır ama geleceği kaybeder.

SIFIR GÜMRÜK, SIFIR UMUT

Tarımda son dönemin en hararetli tartışmalarından biri ithalat meselesi.

Mısırda gümrük vergisinin sıfırlanmasıyla başlayan tartışmalar Meclis’e taşındı. Yeni Yol Partisi Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar, TBMM’ye sunduğu kanun teklifiyle, buğdaydan pamuğa, mercimekten fındığa kadar pek çok stratejik üründe sıfır gümrük uygulamasının ancak olağanüstü hâl gibi istisnai dönemlerde uygulanmasını önerdi.

Bu teklif, sadece yasal bir düzenleme önerisi değil, aynı zamanda bir tarım manifestosu gibiydi.

Çünkü Türkiye; verimli ovalarına, iklim avantajına ve geniş ürün yelpazesine rağmen tarımsal üretimde kendine yeterliliğini kaybetmeye başladı denildi.

Neden mi?

  • Girdi maliyetleri yüksek.
  • İthalat bağımlılığı artıyor.
  • Yanlış fiyat politikaları üreticiyi caydırıyor.
  • Destekleme planı yeni yapıldı ama zayıf altyapı sistemi sorunları bitirmedi.
  • İklim krizi de cabası.
  • Ayçiçeğinde, soyada, pamukta, bakliyatta artık kendi ihtiyacımızı bile karşılayamaz durumda olduğumuz söyledi.

İthalat sadece günü kurtarır. Ama çiftçiyi küstürür. Tarlayı boş bıraktırır. Kırsala göç verdirir.

Oysa bu ülkenin geleceği sofrada başlar. Sofranın temeli de tarladadır.

SON SÖZ: TARIMIN GELECEĞİ, TOPRAĞA VERİLEN DEĞERLE YAZILIR

Tarım bir gün değil, her gün konuşulmalı.

İthalat izinleriyle, günübirlik düzenlemelerle, oyalayıcı politikalarla değil…

Yıllarca ayakta kalacak, üreticiyi yaşatacak, toprağa saygı duyacak bir stratejiyle.

Son Yazılar

Önerilen Yazılar