Geçtiğimiz hafta TÜYAP Konya Uluslararası Fuar Merkezi’nde gerçekleşen 21. Konya Tarım Fuarı’ndaydım. Tarım teknolojilerinin ön planda olduğu fuar, gerçekten yoğun ve tempoluydu.
Çiftçi katılımı dikkat çekiciydi; sahayı bilenin, geleceği şekillendiren olduğunu bir kez daha gösterdi. Web sitemizde fuara dair haberleri, detayları görmüşsünüzdür.
Ben bu kalabalığın içinde onlarca üreticiyle sohbet etme fırsatı buldum. Elbette herkesin dilinde yükselen maliyetler vardı ama başka dertler de biriktiğini görmek zor olmadı. Üstelik bu dertler, sadece çiftçiyi değil, soframızdaki ekmeği, içtiğimiz suyu ve geleceği de ilgilendiriyor.
Bu yazı, beş gün boyunca dinlediğimiz çiftçilerin, akademisyenlerin, sivil toplum temsilcilerinin ve kamu görevlilerinin anlattıklarından süzülen bir ortak ses aslında.
KURAKLIK, ARTIK KALICI MİSAFİR
Kış henüz tam yüzünü göstermemişken, kuraklık çoktan toprağın belleğine kazındı. Eskiden geçici bir mevsimsel sorun olarak görülen susuzluk, artık sürekli bir kriz haline geldi. Su azaldıkça sadece ürün değil, umut da çekiliyor topraktan. Bu tabloyu gören her üretici, aynı şeyi söylüyor: “Böyle giderse, tarlada işimiz kalmaz.”
Konya’da 150 – 200 metreden su çekiliyor, kaçak kuyu sayının kimse bilmiyor; 100 bin diyende var, 250 bin diyende.
SU GÖZLE GÖRÜLÜR ŞEKİLDE GİDİYOR
Gelecek yıllarda kişi başına düşen su miktarının, Türkiye’yi su fakiri ülkeler kategorisine itecek seviyelere düşeceğini hepimiz biliyoruz. Artık sadece Güneydoğu ya da Ege değil; Eskişehir gibi görece nemli bölgelerde bile obruklar oluşuyor. Yer altı suları tükeniyor, tarım alanları çöküyor. Su, toprağın altından sessizce çekilirken, biz hâlâ plansızca hareket ediyoruz.
SUYU KORUMAK DENETİMLE OLUR
Suyun korunması sadece tasarrufla olmaz, denetimle olur. Her isteyenin yer altı suyunu sınırsızca çektiği bir düzende sürdürülebilirlik mümkün değil. Damla sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması ve bu sistemlere erişimin devlet eliyle daha da kolaylaştırılması şart.
Kuraklık yetmiyormuş gibi, yağışların düzeni de bozuldu. Ya hiç yağmıyor ya da öyle bir yağıyor ki, toprağın ihtiyacını değil, korkusunu büyütüyor. Tohum yeşermiyor, ürün dalında tutunamıyor. Tarla, artık sadece emek değil, risk yönetimi istiyor.
BİR GECEYLE GİDEN YILLAR
Bu yıl yaşanan ani don olayları, birçok bahçeyi bir gecede yok etti. Ardından gelen ani sıcaklık, kalan ürünleri de kavurdu. Mevsimler birbirine karıştı; kış yaşanmadan bahar geldi, bahar bitmeden yaz bastırdı. Tarım, bu takvime ayak uyduramıyor artık.
BUĞDAY BİLE SUSUZ
Eskiden sulama ihtiyacı duyulmayan buğday tarlalarının, bu yıl pompa pompa suya bağlanması; sadece suyu değil, üreticinin cebini de çekip aldı. Üstelik bu sistemlerin fosil yakıtla çalıştığını düşündüğümüzde, bir yandan iklim krizinden kaçarken diğer yandan ona yakıt taşıyoruz.
YOL HARİTASI ŞART AMA SAHAYA BAKARAK
Bir plan yapılacaksa, masa başında değil, çamura bata çıka yürüyenlerle birlikte yapılmalı. Su yönetimi havza bazlı olmalı, yağmur hasadı desteklenmeli, suyu savuran değil tutan yöntemler teşvik edilmeli. Bunlar artık seçenek değil, zorunluluk.
ERKEN UYARI HAYAT KURTARIR
Kuraklığı izleyip çiftçiye zamanında haber verecek sistemler kurulmalı. Yerel yönetimler, üretici örgütleri, herkes elini taşın altına koymalı. Aynı zamanda iklime uygun ağaçlandırmalar da bu sürecin bir parçası olmalı.
PLANLAMA MASADA DEĞİL, TARLADA YAPILMALI
Hangi ürünün, nerede ve ne kadar ekileceğine dair kararlar, üreticinin katılımı olmadan alınamaz. Suyu bol isteyen ürünlerin kurak bölgelere ekilmesi, sadece kaynak israfı değil, geleceğe yapılan bir sabotajdır.
TARIMDA ORTAK AKIL VE AÇIK VERİ ZAMANI
Tarımın dönüşümü için herkesin iş birliği içinde olması gerekiyor. Akademi, kamu, çiftçi ve sivil toplum aynı masa etrafında buluşmalı. Veriler şeffaf paylaşılmalı, kararlar birlikte alınmalı. Çünkü bu mesele yalnızca çiftçinin değil, toplumun tamamının sorumluluğu.
Toprak sadece üstüne bastığımız yer değil, yaşamın ta kendisi. Onu güçlendiren doğa dostu yöntemler –kompost, malç, örtü bitkileri– verimliliği artırıyor, dışa bağımlılığı azaltıyor. Bu dönüşüm, sürdürülebilir bir tarımın temelidir.
ÇİFTÇİYİ KORUMAZSAK, SOFRAYI DA KORUYAMAYIZ
Kuraklık sigortası artık lüks değil, ihtiyaç. Üreticinin toprağını terk etmeden üretime devam edebilmesi için kayıplarını telafi edecek gelir garantili modeller oluşturulmalı. Yoksa gıda güvenliği sadece bir kavram olarak kalır.
KOOPERATİF, BİLGİ VE YEREL ÜRETİM
Deneyim paylaşımı, kooperatifleşme ve yerel üretim… Bunlar krize karşı en etkili üçlü. Tohumdan sofraya kadar olan zincirin her halkasında dayanışma şart. Çiftçinin yalnız bırakıldığı bir sistem, hepimizi aç bırakır.
İSRAFI ÖNLEMEK ÜRETİMDEN DAHA ETKİLİ OLABİLİR
Üretilen gıdanın üçte biri sofraya bile ulaşmadan çöpe gidiyor. Bu israfın içinde sadece gıda değil; emek, su ve doğa da var. Bu zinciri kırmak, tüketici bilinciyle mümkün.
SUYU TEMİZ TUTMAK DA EN AZ TASARRUF KADAR ÖNEMLİ
Kullandığımız kimyasalların su kaynaklarını kirletmemesi için üretim şeklimizi gözden geçirmeliyiz. Temiz suya ulaşmak kadar, onu temiz bırakmak da sorumluluğumuz.
YENİ TARIM EĞİTİMİ: DOĞAYA UYUMLU, KRİZE DAYANIKLI
Tarım eğitimi artık sadece üretimi değil, iklim krizine karşı dayanıklılığı da öğretmeli. Onarıcı ve doğayla barışık bir anlayış, geleceğin çiftçisini şekillendirecek tek yoldur.0

