Son Yazılar

ENDÜSTRİYEL TARIMIN GÖLGESİNDE SÖZLEŞMELİ ÜRETİM: ÇİFTÇİ ÖZGÜRLÜĞÜ TEHLİKEDE Mİ?

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı geçtiğimiz çarşamba akşamı sosyal medya hesabından özetle dedi ki; “Bazı üreticilerimizin haksız uygulamalarla karşılaştığını tespit ettik. Fırsatçılar üreticilerle yaptıkları sözleşmenin dışına çıkıyor.’’

Haksız uygulamalarla karşılaşan çiftçi, sözleşmelerde de bir karşı taraf olduğuna göre fırsatçılar kim oluyor? Kaşı tarafta kim var: Büyük alıcılar, fabrikalar, ürün işleme ve paketleme tesisleri, şirketler, sanayiciler… Yani ürünü üreten çiftçiden ekonomik anlamda daha güçlü kesimler. Sayın Bakan ‘’Bunların bir bölümü fırsatçılık yapıyor.’’ diyor ve devam ediyor: ‘’Sözleşmeli üretim, hem üreticinin hem sanayicinin haklarını teminat altına alan önemli bir araçtır. Dikkat edilmesi gereken husus, Bakanlığımız tarafından üretim konularına göre ayrı ayrı hazırlanan tip sözleşmelerin kullanılmasıdır.’’

Tip sözleşme ne demek? Tarafları bağlayacak koşulların genellikle sözleşmeye taraf olmayan kimselerce yazılan örnek sözleşme…Tabii ki çoğu zaman tarafların görüşleri de alınarak yazılıyor bu sözleşmeler. Sayın Yumaklı diyor ki, kendinize göre sözleşme yapmayın, Tarım ve Orman Bakanlığı örnek sözleşmeler hazırladı. Bu sözleşmeler taraf olan herkesin hakkını koruyor. Bizim TİP sözleşmeleri imzalayın.

Aynı mesajda başka ne diyor Sayın Bakan: ‘’Bu konuda bir seferberlik başlattığımızın da altını çizmek isterim. Buna rağmen sözleşme dışına çıkan fırsatçılara ve üretimdeki dengeleri bozmaya yönelik girişimlere müsaade etmeyeceğiz. Tüm bunlar dikkate alındığında, sözleşmeli üretimi de içinde barındıran Tarımsal Üretim Planlaması, bu tip arz-talep dengesizliklerine çözüm olacaktır.’’ diyor.

Sözleşmeli üretimin tarımsal üretim planlamasına katkı sağlaması hedefi en bağlayıcı şekilde nerede yazıyor biliyor musunuz? Tarım Kanunu’nda… Tarım Kanunu ne zaman yayınlandı? 2006…18 yıl önce…Aradan geçen bu 18 yılda tabi sözleşmeli üretimin yaygınlaşması için alt mevzuatlarda ve uygulamada çok şey yapıldı. Hiçbir şey yapılmadı demek büyük haksızlık olur. Ancak tekrar az önceki cümleyi hatırlatalım…. Sayın Bakan, ‘’Sözleşmeli üretimi de içinde barındıran Tarımsal Üretim Planlaması, bu tip arz-talep dengesizliklerine çözüm olacaktır.’’ demişti. Yani 18 yıldır gelecek zaman kullanıyoruz. ‘’Artık bu sorunu çözdük.’’ diyemiyoruz.

Sözleşmeli üretim modeli ile ilgili onlarca televizyon programı yaptım. Konunun tüm taraflarının ve akademisyenlerin görüşlerini dinledim, aktardım.

Yapılan tespitlerin ortak noktaları ve yorumlarımız şöyle:

Türkiye’de sözleşmeli üretim sınırlı da olsa uygulanıyor ancak bu model şimdiye kadar hep üretici- çiftçi aleyhine sonuçlar verdi. Bir nevi üretici fiyatlarının baskılanması, düşürülmesi için araç olarak kullanıldı. Sözleşmelere uyulmadı. Bir kısım alıcılar ürünleri sözleşmede yazan fiyattan daha ucuza alabilmek – kapatabilmek- için elinden gelen gayreti gösterdi. Üretim için kullandıkları girdileri ya da bu girdileri satın almak için gerekli olan parayı bulmak için sözleşme yaptığı alıcıya mahkûm olan örgütsüz üretici, sonraki sezonu düşünerek tüm dayatmalara boyun eğmek zorunda kaldı.

Bir başka anlatımla özellikle 1980’li yıllarla birlikte piyasacı ve devlet müdahalelerini reddeden politikaların tarladaki, bağdaki, bahçedeki, çiftlikteki yansımasının bütüncül adı sözleşmeli tarım oldu. Büyük sermaye zaten tüm dağıtım, pazarlama ve satış kanallarına hâkim.

Şimdi sermaye, sözleşmeli tarım ile neyi ne kadar ürettireceğini belirleme gücüne sahip olduğu için, üretimde de egemen olabilir.

Özellikle Türkiye gibi küçük ölçekte üretim yapan çiftçilerin yoğun olduğu ülkelerde üreticiler, tarım şirketlerinin sağladığı girdiler, verdiği avanslar olmadan bırakın rekabetçi olmayı, üretim bile yapamazlar. Ayrıca geçmişte bazı ülkelerde sözleşmeli üretimin, ‘Nasıl olsa çiftçinin satış yapacağı yer garanti, sözleşmede yazan kârı da alacak’ mantığıyla devlet desteklerin azaltılması için bir bahane olarak kullanıldığını da okuduk.

Gıda piyasaları giderek tekelleşiyor. Küçük ve orta ölçekli çiftçilerin girdi ve ürün piyasalarına girmeleri zorlaşıyor. Bu durum üreticinin satış ve fiyat riskini artırıyor. İşte sözleşmeli tarımın propagandası tam da burada başlıyor. Bir bölümü uluslararası tarım şirketlerinin piyasaya girmesi ile uygulanan sözleşmeli tarımın, üreticilerin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm olacağı söyleniyor.

Şimdi size bir soru? Büyük alıcı, küçük miktarlardaki ürünle uğraşır mı? Bize göre uğraşmaz. Peki büyük miktarda üretim için ne gerekir? Yeni ve yüksek teknoloji, yani para, yani yine sermaye.
Bu yatırım maliyetini kim, nasıl karşılayacak? Dahası işletme ölçekleri küçüldükçe firmaların ürünü garanti etmek için koydukları şartların çiftçiler aleyhine ağırlaştırılmasını kim engelleyecek?
Ülkenin belli bir bölümüne hâkim olan birkaç şirketin kendi aralarında anlaşmasını, bu nedenle azalacak rekabet sonucunda çiftçilerin farklı şirketler ile sözleşme imzalamasının imkânsız hâle gelmesini ve çiftçilerin şirket tarafından verilen fiyatları kabul etmek zorunda kalmasını kim durdurabilecek?

Başka… Sizce şirketler için kâr mı önemlidir yoksa gıda güvenliği mi? Pazarı olan, yani satılan ve satılabilecek olan ürün daha çok ürettirileceğine göre ürün çeşitliliği nasıl sağlanacak?

Sözleşme demek, hukuk demektir. Türkiye’de tarım hukuku var mıdır? Taraflar arasındaki olası uyuşmazlıkları zamanında çözebilecek, tarım konusunda uzman mahkeme yok… Klasik yargı düzeninde atanan bilirkişilerin dava ile ilgili raporları oluşturması ve mahkemelerin hüküm verme süreci çok uzun sürüyor. ‘’Canım her konudaki davalar yıllarca sürüyor’’ diyebilirsiniz. Ama toprak ve ürün canlı… Üretici sözleşmede yazan gübre veya ilacı yanlış kullandı diyelim. Bunun kararının hemen verilmesi gerekir. Bırakınız ayı, yılı, bir hafta sonra yazılacak bilirkişi raporunun hiçbir geçerliliği olmayabilir.

Ürün alım fiyatları konusunda firmanın sözleşmeye uymadığını farz edelim ki en çok yaşanan sorun budur. Üretici yasal yollara başvuracak maddi gücü ve diğer imkânları nasıl bulacak?

Bir kez daha vurgulayalım. Sözleşmeli üretim modeli, büyük ölçekli üretim ister. Bunun sonucu çiftlik sayısının azalması, küçük ve orta ölçekli çiftliklerin kaybolması demektir. Üretim planlaması ve sözleşmeli üretim bu sorunlara çözüm üretecek mekanizmaları kuramazsa, bir endüstriyel üretim modeli olan sözleşmeli tarımın yerleşmesi, özellikle küçük ölçekli ve örgütsüz üreticilerin olduğu ülkemizde sermayenin tarımda egemenliğini sağlamasının önemli bir aracı olacaktır.

Son Yazılar

Önerilen Yazılar