Son Yazılar

‘’KISIT-MÜNAVEBE” ÇIKMAZINDA HAYVANCILIĞIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ VE SİLAJLIK MISIR GERÇEĞİ

Tüm Süt Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneğinin (TÜSEDAD) Bilim Danışma Kurulu’nun hazırladığı kapsamlı bir değerlendirme var elimizde.

Prof. Dr. Süleyman Soylu, Prof. Dr. Uğur Serbester, Prof. Dr. Ahmet Alçiçek, Prof. Dr. Armağan Hayırlı, Prof. Dr. Nurettin Gülşen, Dr. A. Burhaneddin Akkaya ve TÜSEDAD Yönetim Kurulu’nun hazırlayıp katkı sunduğu “Kısıt-Münavebe” Çıkmazında Hayvancılığın Sürdürülebilirliği ve Silajlık Mısır Gerçeği’’ isimli rapor hem bilimsel hem de sahadaki uygulamalara dair çok önemli tespitler ve öneriler içeriyor.

Özetleyelim..

Küresel iklim değişikliği, artık hayatın her alanını etkiliyor. Su kaynakları üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor. Türkiye’de de bu baskı ciddi boyutlara ulaştı. Bu nedenle Tarım ve Orman Bakanlığı, “Tarımsal Üretimin Planlanması Hakkında Yönetmeliği yürürlüğe koydu.

PEKİ YENİ YÖNETMELİKLE NE DEĞİŞTİ?

Yeni yönetmelik, bitkisel, hayvansal ve su ürünleri üretimini belirli havzalarda planlama esasına göre düzenliyor.

Amaç, üretimi daha öngörülebilir hâle getirmek ve stratejik ürünlerde arz güvenliğini sağlamak.

Bunun için 52 havza veya ilçe “kritik su yetersizliği olan bölgeler” olarak tanımlandı.
Bu alanlarda özellikle mısır, pancar ve pamuk gibi su tüketimi yüksek ürünler için yeni kurallar geldi.

Mesela, mısır ekilecekse damla sulama şart.

Aynı tarlaya üç yıl üst üste aynı ürün ekilemiyor.

Dörtlü münavebe uygulanması zorunlu. Bu döngüde mısır ve patates sadece bir defa yer alabiliyor.

Şimdi gelelim mısır silajına…

Bildiğiniz gibi mısır, dünyada en çok üretilen tahıllardan biri. Türkiye’de de geniş alanlarda ekiliyor.

2024 verilerine göre, 1 milyon 290 bin hektarın üzerinde bir alan söz konusu.

Ama buradaki esas mesele şu:

  • Danelik mısır ithal edilebiliyor ama silajlık mısır ithal edilemiyor.
  • Ve silajlık mısır, süt sığırcılığı yapan işletmeler için vazgeçilmez bir yem kaynağı.
  • Yüksek enerji içeriği, verimliliği ve sindirilebilirliği ile öne çıkıyor.
  • Bir inek günde 5-8 kilo mısır silajı yediğinde, 30 litreye kadar süt verebiliyor.
  • Aynı inek, diğer yemlerle sadece 20-25 litre süt veriyor.
  • Yani üreticinin verimi düşüyor, maliyet artıyor.
  • Kaldı ki yem maliyetleri zaten toplam maliyetin %70’ine yaklaşıyor.
  • Yönetmelikle birlikte dörtlü münavebe zorunlu hale geldi.
  • Yani her yıl aynı tarlaya mısır ekmek yasaklandı.
  • İkinci ürün mısır da artık desteklenmiyor.
  • Bu durum, özellikle hayvancılıkla entegre çalışan çiftçileri zorluyor.
  • Bir yandan ekipmanları atıl kalıyor, bir yandan damla sulama yatırımları boşa gidiyor.
  • Alternatif ürünler öneriliyor ama maalesef bunların verimi ve besin değeri mısır silajının yerini tutamıyor.
  • Fiğ, sorgum, tritikale gibi ürünler öneriliyor ama hiçbiri birebir muadil değil.
  • Bu da yem güvenliği açısından ciddi riskler doğuruyor.
  • Zaten Türkiye yem hammaddelerinde net ithalatçı. İç üretimi plansız şekilde kısıtlamak, sektörü daha da kırılgan hâle getiriyor.

Çiftçiler arasında şöyle bir soru var:

“Damla sulamayla mısır 600-650 mm su tüketiyor ama pancar 850-900 mm, patates 1000 mm’ye kadar çıkıyor.

O zaman neden sadece mısır yasak?”

Bu durum, çiftçilerde “su sorununun tek sorumlusu mısırmış gibi bir algı yaratılıyor” düşüncesine yol açıyor.

Pancar, şeker fabrikaları için stratejik ürün olduğu için mi ayrı tutuluyor?
Bu sorular yanıt bekliyor.

Peki çözüm ne?

TÜSEDAD Bilim Kurulu şu önerilerde bulunuyor:

  • Hayvancılıkla bitkisel üretim entegre edilmeli.
  • Mısır silajı “kritik yem ürünü” olarak tanımlanmalı.
  • Hayvancılık yoğun bölgeler “Yem Güvencesi Alanı” ilan edilmeli.
  • Münavebede esneklik sağlanmalı, ikinci ürün mısır için kontrollü izinler verilmeli.
  • “Zati ihtiyaç kadar muafiyet” getirilmeli. Yani hayvan sayısına göre mısır ekimine izin verilmeli.
  • Uydu takibi, ÇKS ve su verileri birleştirilip, ürün değil su limiti bazlı yönetim yapılmalı.
  • Alternatif yem bitkileri üzerine saha ve akademik çalışmalar hızlandırılmalı.
  • Kararlara çiftçiler ve hayvancılık temsilcileri de dâhil edilmeli.

Kısacası;

Su kriziyle mücadele ederken, bitkisel üretimi ve hayvancılığı birlikte düşünmek, dengeli politikalar üretmek şart.

Yanlış adımlar sadece çiftçiyi değil, soframıza gelen sütü, peyniri, yoğurdu da etkiler.

Unutmayalım, bu mesele sadece üreticinin değil, hepimizin meselesi.

Not: Raporun tamamını TÜSEDAD’ın web sayfasında bulabilirsiniz.

Son Yazılar

Önerilen Yazılar